ALEVİ CANLAR FORUMU

ALEVİ CANLAR FORUMU-TASAVVUF ARAŞTIRMA ,PAYLAŞIM

Kasım 2017

PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
  12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930   

Takvim Takvim


    ATATÜRK'ün HAYATI

    Paylaş
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    ATATÜRK'ün HAYATI

    Mesaj tarafından Admin Bir Perş. Mart 26 2009, 19:52

    ATATÜRK'ün HAYATI

    Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

    Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.

    1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.

    Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.

    1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.

    Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Bakanlığında) göreve başladı.

    Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.

    Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.

    Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:

    *

    Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
    *

    Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
    *

    I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
    *

    II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)
    *

    Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
    *

    Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)

    Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.

    23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda

    barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı.

    Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:


    En son Admin tarafından Perş. Mart 26 2009, 20:17 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: ATATÜRK'ün HAYATI

    Mesaj tarafından Admin Bir Perş. Mart 26 2009, 19:53

    ATATÜRK'ÜN SON YILLARI VE ÖLÜMÜ

    Atatürk'ün
    ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında
    Yalova'da bulunduğu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi
    olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara'ya yaptığı yorucu
    yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu. Bu tarihlerde Hatay
    sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen,
    Mersin ve Adana'ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî
    birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü.
    Ülkü edindiğimillî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney
    seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs'ta Ankara'ya
    döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul'a gitti. Doktorlar
    tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu.

    Deniz
    havası iyi geldiği için, Savarona Yatı'nda bir süre dinlendi. Bu
    durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul'a gelen
    Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti.
    4 Temmuz 1938'de Hatay Antlaşması'nın yürürlüğe girmesi Atatürk'ü çok
    sevindirip moralini düzeltti. Temmuz sonlarına kadar Savarona'da kalan
    Atatürk'ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı'na nakledildi. Fakat
    hastalığı durmadan ilerliyordu. O'nun hastalığını duyan Türk halkı,
    sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle
    iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül
    1938'de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve
    Türk Dil kurumlarına bağışladı. Ekim ayı ortalarında durumu düzelir
    gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı hâlde, Ankara'ya gelip cumhuriyetin on
    beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı.

    29
    Ekim 1938'de kahraman Türk Ordusu'na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl
    Bayar tarafından okundu. "Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile
    başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan
    kahraman Türk ordusu!" sözü ile Türk Ordusu'nun önemini belirtmiştir.
    Yine aynı mesajda "Türk vatanının ve Türk'lük camiasının şan ve
    şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan
    ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve
    büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır" diyerek Türk
    Ordusu'na olan güvenini belirtmiştir.

    Atatürk
    1 Kasım 1938'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış töreninde de
    bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu.
    Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi
    konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür
    konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü
    olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi'nin geliştirilmesi, Ankara
    Üniversitesi'nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin
    kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk
    Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca
    Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine
    ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu'nun uygulamaya konulmasından
    duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket
    meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.

    Atatürk'ün
    hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar
    yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı.
    Her Türk'ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak,
    kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu.
    Dolmabahçe Sarayı'nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan
    için değişmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan
    ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa
    büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak
    üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusuna karşı
    duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler. 16 Kasım günü
    Atatürk'ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı'nın büyük tören salonunda
    katafalka konuldu.

    Üç
    gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu
    saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti. Cenaze namazı 19 Kasım günü
    Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin
    omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak,
    İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı'na götürüldü.
    Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada
    açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan
    yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyiİzmit'e getirdi.
    Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu.
    Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde
    derin bir üzüntü bırakarak Ankara'ya getirilmek üzere hareket edildi.

    Atatürk'ün
    vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet
    Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkanı, milletvekilleri ile
    ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye
    Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da
    onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım
    1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet
    temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük
    bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk'ün tabutu katafalkta alınarak.
    Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu. Türk milleti daha
    sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe'de bir Anıtkabir
    yaptırdı. 10 Kasım 1953'te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk'ün
    naaşı Anıtkabir'e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan
    vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi.




    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH

      Forum Saati Perş. Kas. 23 2017, 06:17