ALEVİ CANLAR FORUMU

ALEVİ CANLAR FORUMU-TASAVVUF ARAŞTIRMA ,PAYLAŞIM

Şubat 2018

PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
   1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728    

Takvim Takvim


    DİSK-Emek Haberleri

    Paylaş
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    GALERİ DİSK-Emek Haberleri

    Mesaj tarafından Admin Bir Cuma Mayıs 22 2009, 16:21

    EMEK TARTIŞMALARI DEVAM EDİYOR!..

    TEMSİLCİLERE MEKTUP




    Konfederasyonumuzun 40. yıl kutlamalarını sürdürüyoruz. Toplantılar yapıyor, kurucularımızı anıyoruz. 40 yıllık arşivimizi saklımız gizlimiz olmadan toplumsal alana açtık. Aydınlarla, sanatçılarla bir araya geldik.



    Bu çerçevede, akademisyenlerle beraber EMEK TARTIŞMALARI başlığı altında toplantılar düzenledik. Bu toplantılar şu başlıklardan oluştu:



    1. Türkiye’de İşsizliğin Çözüm Yolları ve Sendikalar,

    2- İşçi Sınıfı, Siyaset ve Oy Verme Nedenleri,

    3- İş ve Sosyal Güvenlik Yasalarında Değişim: Yeni Eğilimler,

    4- Sosyal Politikada Dönüşüm: Sağlık ve Sosyal Güvenlik,

    5- Avrupa Birliği Sürecinde Sendikalar,

    6- Eğitim ve Mesleki Eğitimde Yapısal Dönüşüm,

    7- Türkiye’de Kadın ve Sendikalar,

    8- Dünyada Sendikal Hareket,

    9- Sosyal Politikada Dönüşüm: Konut ve Barınma Sorunu.



    Bu tartışmaları farklı bir yöntem kullanarak hep birlikte yapmak istiyoruz.. Tabanın söz ve karar sahibi olma ilkemizi farklı bir yöntemle hayata geçireceğiz.



    Her konuya ilişkin hazırlanacak mektupları sendikalarımızın işyerleri temsilcilerine ulaştıracak, birlikte tartışacak ve çözüm yolları arayacağız. (İş ve Sosyal Güvenlik Yasalarında Değişim: Yeni Eğilimler konulu raporu aşağıda göreceksiniz.)



    Bizim istediğimiz bu tartışmalara katılmanız ve çevrenizle genişletmenizdir. Uygulamaları iyice izlemenizdir.



    Türkiye’de; temel sorunlar büyümekte, sendikal hareket güç kaybetmekte, kazanımlarımız genel bir saldırı altında geriletilmektedir.



    Bu süreçte karşılıklı bilgi akışına, sorunlara birlikte çözüm aramamıza, birlikte mücadelenin yükseltilmesine daha çok ihtiyacımız var.



    Türkiye’nin temel sorunlarını kendi sınıf çıkarlarımız açısından değerlendirmek ve çözüm önerileri geliştirmek zorundayız. Biz bir tarafız. Biz emek tarafıyız. Bizlerin konuları değerlendirmelerimiz de farklıdır. Farklı olmalıdır.





    NOT: Bu konularla ilgili düşüncelerinizi, görüşlerinizi bize mektupla ileteceğiniz gibi, internet üzerinden emek@disk.org.tr e-mail adresine de gönderebilirsiniz. Veya sayfanın en altında "YORUM YAPIN" butonundan yorumlarınızı bize iletebilirsiniz


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    GALERİ Geri: DİSK-Emek Haberleri

    Mesaj tarafından Admin Bir Cuma Mayıs 22 2009, 16:22

    EMEK TARTIŞMALARI-1

    YENİ LİBERAL POLİTİKALARA KARŞI ÇALIŞMA HAYATININ VE SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNİN KORUNMASI

    ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK YASALARINDA DEĞİŞİME KARŞI ÇIKIŞ



    Çalışma
    hayatımızı düzenleyen hukuki yapıyı, yasalarla ilgili gelişmeleri,
    bunların gelecekte nasıl olacağını tartışabilir, öngörülerde
    bulunabiliriz. Ama daha önemlisi, hayatımızı çevreleyen sorunlara
    ilişkin kendi özgün çözüm önerilerimizi, düşüncelerimizi
    geliştirebilmektir. Bunu hakkıyla yapabilmek için çalışma hayatımızın
    geçmişini ve bugününü gözden geçirmeli, nesnel olarak
    değerlendirmeliyiz.


    Çalışma
    hayatında sosyal hukuk düzenlemeleri sanayi devrimi ile başladı. Sanayi
    devrimi işçileşme, işçi sınıfının ortaya çıkması demektir. O yıllardan
    bu yana işçilerin, işçi örgütlerinin temel ilkesi, sosyal hayat ve
    çalışma koşulları bakımından emeğin korunması ve geliştirilmesi oldu.
    Zorlu mücadelelerle geçen yılların ve uzun sancılı bir sürecin sonunda
    çalışanlar belirli haklar kazandılar. Ekonomik ve sosyal hayatın
    gelişmesinde ilerletici gücü oluşturdular. Kısaca çalışma hayatını
    düzenleyen hukuk, zaman içinde sosyal gelişmenin ayrılmaz parçası ve
    aynası oldu.


    Ama
    70'li yıllardan sonra durum değişti. Krizler ve krizlere sermayenin
    bulduğu “çözümler”, çalışma ve sosyal hukukla sosyal gelişme arasındaki
    ilişkiyi derin bir şekilde etkiledi, bozdu. “Yeni” liberal politikalar,
    çalışma hayatını piyasa toplumuna bağımlı kıldı. Sosyal politikalar
    piyasanın işleyişini ve rekabet koşullarını bozan unsurlar olarak
    değerlendirilmeye başlandı.


    Artık
    sosyal hakların gelişimi üzerine tartışılmıyor. Sosyal hakların nasıl
    törpülenebileceği, aşındırılabileceği tartışılıyor. Çalışma hakkı ve
    emeğin çok yönlü güvenceye kavuşturulması yerine, hakları yok eden
    “kuralsızlık”, hep sermaye lehine yorumlanan “esneklik” egemen oldu.
    Çoğulculuk ve dayanışmanın yerini bireycilik ve her türlü güvencenin
    ortadan kaldırılması aldı. Bugün işsizlik ciddi bir ekonomik sorun,
    sosyal açıdan ise derin bir yaradır. Buna sosyal hayatı düzenleyen
    hukukun krizi de denebilir.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    GALERİ Geri: DİSK-Emek Haberleri

    Mesaj tarafından Admin Bir Cuma Mayıs 22 2009, 16:23

    SOSYAL GÜVENLİK YASALARINDA DEĞİŞİM

    Geçtiğimiz
    yüzyılda liberal anlayışın farklı uygulamalarına, bireyci sosyal
    ekonomik düzenin ve hukuk sisteminin derinleştirdiği yoksulluk ve
    sömürüye karşı işçi sınıfı çok yönlü mücadele
    yürüttü. Bu çabalar sonucu bazı ülkelerde sosyal devlet uygulamaları
    etkinlik kazandı. Özellikle sosyal güvenlik hakkı, sosyal devletin
    önemli bir kazanımı oldu.


    Bu
    nedenle günümüzde sosyal güvenlik yasalarındaki değişiklikleri, sosyal
    devletten uzaklaşma girişimleriyle birlikte değerlendirmek, birlikte
    tartışmak gerekir. “Yeni eğilimler”le anlatılmak istenen sosyal
    devletten, neoliberal-yeni liberal devlete yönelme baskısından, sosyal
    devleti aşındırma eğiliminden başka bir şey değildir. “Reform” adı
    altında sunulan sosyal güvenlik alanındaki değişikliklerle, gerçekte
    sosyal güvenliğe “hayır” denilmektedir. Güvenlik “sosyal yardım”a
    dönüştürülüyor. Sosyal devletin en önemli görevi olan düzenleme ve
    sosyal hakları güvence altına alma görevi terkediliyor. Devlet
    müdahalesi, “serbest piyasanın işleyişi zarar görüyor” gerekçesiyle
    emeğin aleyhine sonuçlandırılıyor.


    Şimdi yeni “sosyal
    güvenlik yapılanması” modeli, TİSK, TÜSİAD, IMF, Dünya Bankası gibi
    ulusal ve uluslararası örgütlerin baskılarıyla gerçekleştirilen ve
    küresel çapta uygulamaya konulan sosyal devleti ortadan kaldırma
    stratejisinin önemli bir parçası haline gelmiştir. “Yeni eğilimler” ve
    “sosyal güvenlikte reform” uygulamalarıyla bireyci sosyal ekonomik
    düzen vahşi bir biçimde uygulanmak istenmektedir.


    Kısacası,
    çalışanların pirim ödeyerek katkıda bulunduğu, biriken fonların etkin
    yönetim yoluyla korunduğu, yaşlılık, işsizlik ve hastalık gibi
    durumlarda çalışanların hak sahibi olarak sigorta sistemi çerçevesinde
    yararlandığı sosyal güvenlik sistemi, “reform” arayışlarına kurban
    ediliyor, “ekonomik sistem çöküyor” bahanesiyle devletin temelindeki
    yerinden sökülüp atılmak isteniyor.


    Oysa
    uluslararası hukukta ve anayasamızda herkesin sosyal güvenlik hakkına
    sahip olduğu açıkça yazılıdır. Ayrıca Yargıtay ve özellikle Anayasa
    Mahkemesi kararlarında sosyal güvenlik, sosyal devlet ilkesine
    bağlanmış, sosyal devlet de, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyan
    devlet olarak tanımlanmıştır. Anayasa Mahkemesi sosyal güvenlik hakkını
    insan onuru ve yaşama hakkıyla doğrudan ilişkilendirmiş, sosyal
    devletten her türlü uzaklaşmaya karşı bir tutum benimsemiş, sosyal
    devlet ilkesinden sapmaları reddetmiştir. Öte yandan bazı Avrupa
    ülkelerinde Türkiye'ye benzer olumsuz bir süreç yaşanmakla birlikte, AB
    normlarında da sosyal güvenlik temel bir insan hakkı olarak
    benimsenmiştir.


    Neoliberalizm
    ekonomik krizlerin nedeni olarak sosyal devleti göstermektedir. Bu açık
    bir saptırma ve demogojidir. Ekonomik durgunluğun ve işsizliğin
    nedenleri arasında sosyal harcamaların ve sosyal güvenliğin
    gelişmişliğinin gösterilmesi kabul edilemez. Gerçekte krizin nedeni
    sermaye düzeninin kendisidir. Reform adı altında piyasa işleyişinin
    gerekleri neden gösterilerek, devletin son aşamaya kadar sessiz
    kalmasına, sorumluluklarından kaçmasına ve ağırlığını ekonominin
    gerekleri adı altında sermayeden yana koymasına boyun eğilemez.

    Bugün çalışanlara dayatılan modeli, bir sosyal güvenlik modeli olarak onaylamak olanaksızdır.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    GALERİ Geri: DİSK-Emek Haberleri

    Mesaj tarafından Admin Bir Cuma Mayıs 22 2009, 16:24

    ÇALIŞMA YASALARINDA DEĞİŞİM

    Sosyal
    devletin ortaya çıkışı ve güçlenmesi en dar anlamda bile emeğin
    haklarına yasal güvenceler sağlanmasıyla gerçekleşmiştir. Geniş anlamda
    ise emeğin yasal bir güvenceye kavuşması, onun kurucu rolünün hukuki
    düzenlemelerde de benimsenmesi anlamı taşır. Bir başka anlatımla,
    sosyal hakların ve özellikle kollektif hakların anayasal düzenleme
    içinde yer alması ve tüm diğer düzenlemeler için bir dayanak, bir temel
    oluşturmasıdır. Sosyal devlet, işçi sınıfının tarihi mücadelelerinin
    kazanımlarının bir sonucudur. Bu, işçilerin örgütleri, sendikaları
    aracılığıyla ve toplum adına serbest piyasa düzenine, ücret sistemine
    müdahele edebilmeleri demektir.


    Oysa
    “yeni” liberal görüş ve uygulamalar ile çalışma yasalarıyla ilgili
    sözde “reform”ların temel amacı, emeği toplumun kurucu unsuru olmaktan
    çıkarmak, dışlamaktır. Bireyci sosyo ekonomik düzenin, bireyci hukuk
    düzeninin egemen kılınması, işçilerin, sendikaları aracılığıyla sosyal
    hak arayışı için topluca hareket etmelerini zorlaştırmayı, önlemeyi
    amaçlamaktadır. Burada çalışma yasaları olarak bireysel ve kollektif
    hakları düzenleyen yasalar önem kazanıyor. Bu yasalarda
    gerçekleştirilen kavram değişiklikleri, elde edilen hakları yok etme
    eğilimini ele veriyor. Örneğin, iş hukukunun temel ilkelerinden biri
    olan “işçinin korunması” ilkesi “işyerinin korunması”na
    dönüştürülmekte, özü ortadan kaldırılmaktadır. Bu nedenle çalışma
    yasalarındaki değişikliklerin hukuk tekniğine indirgenmesinin önüne
    geçilmeli, sahte reform önerileri sınıfsal ilişkiler kapsamında
    değerlendirilerek, karşı politikalar geliştirilmelidir.


    Karşı
    karşıya kalınan bu durumda, çalışma yasalarını koruyacak ve
    geliştirecek olan toplumsal güçler arasındaki ilişkileri yeniden işçi
    sınıfı lehine çevirmenin yolları aranmalıdır. Bu mücadele, sendikal
    hareketin bir bütün olarak ekonomik, sosyal ve siyasal güç kullanımını
    harekete geçirmesi, doğru, tutarlı bir irade ortaya koyabilmesiyle
    başarıya ulaşabilir.

    İşçilerin
    mücadelesini başarılı kılabilecek bir diğer öncelik de toplumsal
    özgürlüğün güçlenmesine katkı sağlamaktır. Bu katkı sağlanamazsa,
    “işçiler harekete geçer, grev gerçek bir hak alma aracına dönüşürse
    ekenomi ve demokrasi zarar görür” masalı yaygınlaşacaktır. Demokrasi ve
    özgürlüğün tehlikeye gireceği korkusunun yarattığı baskı ile
    sessizleştirilmiş kitleler, gerçekleştirilecek olumsuz yasal
    düzenlemelere karşı dilsiz ve eylemsiz kalırlar. Yeni
    liberal hareketin savunucularının işçi hareketinin istemlerini
    görmezden gelmelerinin nedeni ve gerekçesi budur. Sosyal devlet bu
    nedenle tasfiye edilmekte, makro ekonomi dogmalarıyla sosyal haklar
    budanmak istenmektedir. Böylelikle demokrasi ve özgürlük mücadelesi
    yığınların, sınıfların işi olmaktan çıkartılmakta, bireylerin çaresiz
    eylemine dönüştürülmektedir. İşte bu nedenle işçi sınıfının güç
    ilişkilerini belirleme kabiliyeti önem kazanmıştır. Bir başka deyişle,
    sendikal hareketin toplu pazarlık hakkını içeren ekonomik fonksiyonu,
    toplumsal politikalarda söz sahibi olma fonksiyonuyla bütünleşmelidir.
    İşçi sınıfının mücadelesi genel demokratikleşme mücadelesinin ayrılmaz
    bir parçasını ve onun itici gücünü oluşturmalıdır.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    GALERİ Geri: DİSK-Emek Haberleri

    Mesaj tarafından Admin Bir Cuma Mayıs 22 2009, 16:24

    DEVLETİ EMEĞE DUYARLI KILMAK

    Yeni
    liberal politikalarla mücadele edebilmek, yasal alandaki değişiklikleri
    etkileyebilmek ideolojik, siyasal, ekonomik ve hukuksal alanlarda
    gösterilecek çabaya sıkı sıkı bağlıdır. Burada temel amaç devleti işçi
    sınıfının isteklerine karşı duyarlı hale getirmek olmalıdır. İşleyişi
    çelişkilerden bağımsız olmayan devleti, işçi sınıfının politikalarına,
    etkileme kanallarına açık hale getirmek büyük önem taşımaktadır. Bir
    diğer anlatımla sermayenin devleti sahiplenmesine karşı yeni mevziler
    kazanmak gerekmektedir. Bu nedenle yeni liberal politikaların ekonomi
    ile siyaseti birbirinden ayıran, ekonominin işleyişini mutlak yasalara
    bağlıymış gibi gösteren anlayışını reddetmek gereklidir. Ekonomik
    faaliyetler tümüyle toplumsal alana aittir, siyasi faaliyetler ve
    ekonomik alan birbirinden ayrı düşünülemez. Ekonomi siyasete,
    dolayısıyla da sosyal devlet ilkesine tabi kılınmalıdır. Bu amaca
    ulaşabilmek, yeni liberal politikaları geçersiz kılabilmek için yoğun,
    tutarlı ve kollektif bir çaba gereklidir.


    Bu
    mücadele açısından önem taşıyan bir nokta da, mücadeleyi iç hukuk
    alanına hapsetmekten kaçınmaktır. Türkiye'de egemen olan anlayışı
    kırarak, mücadeleyi yalnızca iç hukuk temelinde yürütmekle yetinmemek,
    ulusüstü hukuk temelinde de somutlaştırabilmek zorunludur. Sosyal hukuk
    alanında anayasal anlamda Türkiye'yi bağlayan uluslararası sözleşmeler
    ve antlaşmalar, Anayasanın 90. maddesi gereği uyulması zorunlu hükümler
    haline gelmiş bulunmaktadır. Artık siyasal iktidarlar, yargı ve tüm
    sosyal sınıflar bu yeni duruma uymak zorundadırlar. Burada “serbest
    piyasa ekonomisinin gerekleri” türünden bir gerekçe geçerli olamaz.


    Sonuç
    olarak önceliğimiz çalışma ve sosyal güvenlik yasalarında gerilemeyi
    reddetmek, madde değişikliklerinin ötesinde ulusüstü hukuka da
    dayanarak, sosyal hukuk açısından temel hak ve özgürlüklerin önünü açan, yasal bir ortam yaratmaktır.


    Bu,
    sosyal devletin yeniden benimsenmesiyle, emeğin kurucu unsur olarak
    kabul gördüğü, güvenceye sahip toplumsal bir yapıyla eş anlamlıdır.


    Bu amaçlara ancak kararlı ve tutarlı bir mücadeleyle ulaşılabilir.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    GALERİ Geri: DİSK-Emek Haberleri

    Mesaj tarafından Admin Bir Cuma Mayıs 22 2009, 16:25

    EMEK TARTIŞMALARI-2



    TÜRKİYE'DE İŞSİZLİĞİN ÇÖZÜM YOLLARI VE SENDİKALAR



    I- İŞSİZLİK EN ÇOK DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKAR AMA ORADA KALMAZ

    İşsizlik,
    işsiz kalma korkusu kendini her geçen gün daha fazla hissettiren
    sorunlarımızdan biri, belki de en önemlisi. Günümüzde işsiz kalmak ya
    da iş bulamamak ateşten gömlektir. Bu gömleği giyen, giymek zorunda
    kalanlar için hayat zorlaşır, çekilmez hale gelir. İşsizlerin sayısı
    hesaplarında farklı yöntemler kullanan, işsizlik başvurusunda
    bulunmayanları, çalışabilir durumda sayılmayanlara istatistiklere
    almayan resmi rakamlara göre Türkiye'de yaklaşık 2 milyon 400 bin insan
    işsiz. Daha gerçekçi çalışmalarda işsizlerin sayısının 4 milyon 974 bin
    kişiye ulaştığını görüyoruz.


    İşsizlik
    sorunu sadece iş bulamayanları değil, çalışanları da yakından
    ilgilendiriyor. İşsiz kalma korkusu çalışanlar üzerinde önemli bir
    baskı aracına dönüşüyor. Bu korku, çalışanların işlerini korumak,
    kaybetmemek için her şeye boyun eğmelerine, haklarını savunmakta
    çekingen davranmalarına yol açıyor. Ülkemizde aile içi dayanışma son
    yıllarda ekonomik zorlukların da dayatması, bireyciliğin kıykırtılması
    gibi nedenlerle zayıfladı. Oysa bu dayanışma işsizlik gibi bir sorun
    karşısında önemli bir sığınak oluyordu. Yok olan bu dayanışma ağlarının
    yerini AKP gibi partiler ve yandaşlarının yoksulluğu sömürmesi aldı.
    Dayanışmanın yerine koşullu yardım paketleri geçti. İşsizlik ve
    yoksulluk bu kesimler için siyasal birer kazanıma dönüştüğü ölçüde,
    çalışan veya iş bulamayanların örgütlü mücadelesi de geriliyor.


    Türkiye'de
    resmi (2 milyon 400) ya da gerçek (4 milyon 974 bin) işsizlik
    rakamları, sorunun sadece işsiz kalanların sorunu olmadığını gösterir
    nitelikte. İşsizlik yalnız işsizler için değil, yukarıda söylediğimiz
    gibi çalışanlar, ama siyasiler için de kaygı konusudur. Rakamların
    gizlenmesinin, çarpıtılmasının nedeni budur. İş yalnızca rakamlarla
    oynamakla kalmaz. İşsizliğin faturasının ekonomiye ve siyasete
    çıkarılmaması için de önlemler alınır.


    Bu
    çarpıtmalarda temel, hakim eğilim işsizliği işsiz kalanın suçu haline
    getirme eğilimidir. İşsizliğin nedenleri tartışıldığında sorun gündelik
    dilde “bir baltaya sap olamadın” ya da “olamadım” diye tanımlanır. Yani
    sorun öncelikle işsiz kalanın yeteneksizliği ve donanımsızlığına
    bağlanır. Bu, liberalizmin temel mantığına uygun bir yanıltma, sorunu
    gizleme, örtme çabasıdır. Sermayenin sözcülüğünü yapan liberal aydınlar
    bir adım daha atarak işsizliğin temel nedenini devletin sosyal
    politikalarına bağlamaya çalışırlar. Devletin işsizliği hafifletmeye
    yönelik istihdam vergilerinin, devletin güvencesi altında sürdürülen
    bazı sosyal içerikli yasal düzenlemelerin emek piyasasında katılıklara
    yol açtığı iddia edilir. Demek isterler ki, bu konuya devlet karışırsa
    iş piyasası serbest olmaktan çıkar, emeğin ücreti piyasada belirlenemez
    olur. Kısacası ucuz işgücünün önü kesilir. Sonuçta sermaye ve onun
    çıkarlarını ifade eden akademisyenler/teknisyenler sorunu beceriksiz
    birey ile aşırı müdahaleci devlete bağlıyorlar. Nedenler bu şekilde
    sıralanınca, sözde çözümler de bu nedenlerden yola çıkılarak bulunur.
    Genel yöntemleri işsizliğin gerçek kaynaklarını, gerçek nedenlerini
    aramadan, tartışmadan çözümlere geçmek, sermayenin çıkarlarına uygun
    çözümler üretmektir.




    II- İŞSİZLİK SORUNUNA NASIL BAKMALI?

    İşsizlik
    sorunu her şeyden önce toplumsal bir sorundur. Yani tüm toplumu
    ilgilendirir. Bir toplumda işsizlerin sayısının yüksekliği yalnızca
    ekonomik durumla değil, toplumsal durumla da yakından ilgili bir
    olgudur. Sosyal hayatın tümünü etkiler. Yakınlarınızdan başlayarak pek
    çok kişinin işsiz olması sizi de etkiler. Genel bir hoşnutsuzluğun
    yaygınlaşmasının yanı sıra işsizlik pek çok kesimin alım gücünün
    düşmesi, orta ve küçük ticaretin durgunlaşmasına da yol açar.


    İkincisi
    işsizlik sınıfsal bir olgudur. İşçi sınıfının temel sorunlarından
    birisidir. İşsiz sayısının fazlalığı yalnızca işsizleri değil, sınıfın
    tümünü yakından ilgilendirir. Sermaye işsiz yığınları göstererek
    ücretleri düşürmeye, sosyal hakları kısıtlamaya çalışır. İşsizlikle
    mücadele hiç bir zaman sermayenin önemli bir sorunu olmamıştır.
    İşsizlik ancak toplumsal huzursuzluklara yol açar endişesi yarattığı
    zaman sermayenin gündemine girer. Sermaye için doğal olan daha düşük
    ücretlerle çalışmaya hazır işsizler ordusu yaratmak, işsizlerden böyle
    bir kitle oluşturmaya özen göstermektir. Bu da sorunu özellikle
    sendikaların temel sorunu haline getirir.


    İşsizlik
    sözkonusu olduğunda ilk görmemiz gereken sorunun sınıfsal bir sorun
    olduğudur. İşsizleriyle birklikte tüm işçi sınıfını ilgilendirir.
    Giderek çalışanların tümünü, çalışanlarla ilişki içindeki kesimleri
    etkiler. İkinci olarak işsizliğin temel kaynağını, temel nedenini
    ortaya çıkarmak gerekir. İşsizlik işsiz kalanın kendisinden
    kaynaklanmaz. Sorunun nedeni, içinde yaşadığımız kapitalist toplumdur.
    İşsizlik, kapitalist toplumda farklı toplumsal kesimlerin değişen
    durumlarından, serbest piyasa ekonomisinin örneğin kentleşme gibi,
    tarım kesiminin plansız tasfiyesi gibi dayattığı ya da zorunlu kıldığı
    süreçlerden kaynaklanır. Sorunu bu şekilde ortaya koyduğumuzda
    sendikaların da sorunun harekete geçmesi gereken öznesi haline geldiği
    ortaya çıkar.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    GALERİ Geri: DİSK-Emek Haberleri

    Mesaj tarafından Admin Bir Cuma Mayıs 22 2009, 16:26

    III- TÜRKİYE’DE ARTAN İŞSİZLİĞİN KAYNAKLARI

    İşsizliğin
    temel nedenleri, asıl kaynakları sistemin kendisinde aranmalıdır. Ama
    bu nedenler kendilerini somut bazı kaynaklara dayanır, somut bazı
    biçimlerde gösterirler.




    a) Tarımsal dönüşüm

    İşsizliğin
    en önemli kaynaklarından biri tarımsal alanda yaşanan dönüşüm
    sürecidir. Toplam nüfus içinde kırsal nüfus oranı görece olarak diğer
    kesimlerle karşılaştırıldığında yüksektir. Bu, benzer ülkeler içinde
    sadece Türkiye'ye özgü bir durumdur, işsizliğin önemli kaynaklarından
    da biridir. Türkiye'de kırsal alandaki çözülmeye bağlı kırdan kente
    göçler, 1980'lerle başlayan ve 1990'ların sonunda resmi politikalar
    haline gelen neo-liberal tarım politikaları ile daha da hızlanmıştır.
    Tarımsal alandaki desteklerin azaltılması, belirli alanlarda ortadan
    kaldırılması, kırsal nüfusun ayakta kalma mücadelesini zorlaştırmış, bu
    da kırdan kente göçlerin artmasına neden olmuştur.




    b) Kamu yatırımlarında azalma ve özelleştirme

    İşsizliğin
    bir diğer nedeni ise kamu harcamalarının daraltılmasıdır. Bunu hızlanan
    özelleştirmeler izledi. Her ikisi de, kamu yatırımlarının azaltılması
    ve özelleyştirmeler yığınsal işsizliğe yol açtı. Kamuda istihdam gözle
    görülür bir şekilde azaldı. Kamu harcamalarındaki azalmanın ama daha da
    önemlisi özelleştirmenin, sanayi yatırımlarının az olduğu bölgelerde
    etkileri başka bölgelere göre daha fazla oldu. Çünkü bu bölgelerde yeni
    kamu yatırımları yapılmadığı gibi varolanlar da özelleştirilerek
    tasfiye edildi.




    c) İthal sanayi malı ve ucuz döviz politikaları

    Türkiye'de
    sanayileşme ve kapitalistleşme geliştiği ölçüde yatırımların
    bileşenlerinde önemli değişiklikler yaşanmıştır. Özellikle katma değeri
    yüksek alanlarda yatırım yapma eğilimi beraberinde nitelikli ama ucuz
    girdiye olan gereksinimi artırdı. Büyük fabrika sahipleri bu sorunu
    ucuz ithalat ile çözme yolunu seçtiler. Büyük üreticilerin bu sınıfsal
    tercihleri kendini YTL'nin aşırı değerlenmesi ya da düşük değerli döviz
    kuru politikasıyla kendini gösterdi. Yabancı malları Türkiye açısından
    ucuzlatan bu politikalar, küçük ve orta boy işletmelerin hızla
    kapanmasına yol açmıştır. Küreselleşmenin olanaklarını kullanmak
    isteyen, özellikle ihracata yönelmiş sermaye gruplarının ithalata
    yönelmesi ithalata dayalı üretimin ve ihracatın artmasına neden
    olurken, diğer yandan işsizliğin artmasına da neden olmuştur. Yani
    işleyen sürecin meyvesini büyük sermaye sahipleri toplarken,
    maliyetini-eziyetini işsiz kalanlar yüklenmiştir.




    d) İnsanları işinden eden makineler ya da insanı dışlayan büyüme modeli

    İşsizliğin
    Türkiye için yeni ve ancak gelişmiş kapitalist ülkelerde uzun zamandan
    var olan yapısal karakterlerinden biri de üretim sürecinde ileri
    teknolojiler yani emek tasarrufuna yol açan teknolojiler kullanmak
    olmuştur. Yani çalışan insanların yerini makineler almaya başlamıştır.
    Kapitalistler dünya ölçeğinde rekabet sürecine dahil oldukları ölçüde,
    kısa sürede en az girdi ile en fazla üretim yapacak organizasyonlara
    yöneldikçe, genel olarak emekçiler ama daha çok da işsiz kalan
    emekçiler sürecin en kırılgan tarafını oluşturmaya başladılar. İnsanı,
    özellikle emek-gücünü satma dışında başka çaresi olmayan insanları
    dışlayan bu mekanizma Türkiye'de son yıllarda iyice belirginleşti.
    Sanayinin genel olarak sınırlı olarak büyüdüğü, buna bağlı olarak yeni
    teknolojilerde istihdamın sınırlı kaldığı koşullarda, eğitim ve meslek
    içi eğitim de işsizliğin artmasına neden oldu. Kapitalizmin Türkiye'de
    ulaştığı yeni aşamayı göstermesi açısından önemli olan bu gelişme, eğer
    sanayi ve hizmet sektörlerinde eğitimle birlikte olması gereken
    genişleme gerçekleşmezse önümüzdeki dönemde işsizliğin temel
    kaynaklarından biri olacak niteliktedir.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    GALERİ Geri: DİSK-Emek Haberleri

    Mesaj tarafından Admin Bir Cuma Mayıs 22 2009, 16:31

    IV- İŞSİZLİĞE AİT VERİLER VE İŞSİZLİĞİN FARKLI KESİMLER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

    İşsizliğin kaynakları konusundaki bu değerlendirmeler işsizliğin toplumun tüm kesimlerini eşit ölçüde etkilemediğini de gösteriyor. Kadınlar işsizliği erkeklere göre sadece daha yüksek oranda yaşamıyorlar, aynı zamanda işten ilk çıkartılanlar da kadınlar oluyor. Kadınların işsizliği yaşamaları kırda veya kentte olmalarına göre de farklılık gösteriyor. Kentlerde genç kadınlar arasında işsizlik oranını yüzde 27,5 gibi yüksek bir düzeyde olduğunu biliyoruz. Yine kent ve kırsal alanda işsizlik farklı etkilere sahip. Kentlerde kırlara göre, gençlerde ise yetişkinlere göre daha yüksek oranda işsizliğe rastlanmaktadır. İşsizliğin Türkiye'ye dağılımına baktığımızda burada da işsizlerin az sayıda büyük kentte yoğunlaştığını görüyoruz. İşsizlerin yarıya yakının (yüzde 47) İstanbul, Çukurova, Ankara ve İzmir gibi dört merkezde toplandığını görüyoruz.

    İşsizliğin son yıllarda ortaya çıkan bir yeni eğilimi de, eğitimli nüfusta işsizlik oranlarının her iki cinsiyet içinde yükselmekte oluşudur. Ama öte yandan, işsizliğe ilişkin önemli bir yeni eğilim de, iş bulma umudunu kaybedenlerin sayılarında gözlemlenen artış olmuştur.



    V- SERMAYE İŞSİZLİĞİ DE KENDİ ÇIKARLARI İÇİN KULLANMAKTA

    İşsizliğin artmasında temel etken kapitalist toplumsal ilişkilerin işleyişi iken, işverenler bu sorunu kendi sınıfsal çıkarlarını güçlendirecek biçimlerde dile getiriyorlar. İşsizliğin temel nedenlerini genellikle, ücretlerin yüksek olması, eğitim ve mesleki donanımın yetersiz olması, işten çıkarmanın zor olması gibi faktörlere bağlıyorlar. İşsizlik fonunda biriken paraların istihdam yaratmak için işverenlere aktarılması ve dahası istihdam vergileri olarak tanımlanan bazı vergilerin azaltılmasına yönelik talepler, sermayenin sorunun çözümünden çok sorunu kendi çıkarı doğrultusunda kullanma eğilimi içinde olduğunu gösterir nitelikte.



    VI- İŞSİZLİĞE KARŞI ALTERNATİF POLİTİKALAR

    a) Sendikalar taraftır


    Çalışma hayatı dışında kalanları işsizleri de temsil eden sendikalar taraf olmak zorundadır. İş dünyası ve sermayenin soruna yaklaşımları yukarıda işaret ettiğimiz gibi sorunu çözmekten çok sorunu kendi çıkarına kullanma yönündedir. Sorunun kaynağında iş dünyasının ve sermayenin olduğunu bilmek, anlamak ve anlatmak gereklidir. Bu anlamda sermaye ve hükümetlerin soruna yaklaşımı işsizlerin sorunlarını değil, işsizliğin ekonomiye ilişkin sonuçlarını nasıl ortadan kaldırırız yönünde oluyor. Doğru çözümlere ulaşmak için ise işsizliğin kaynaklarının gösterilmesi ve öncelikle işsizlerin düyünmek gerekiyor.

    Bu sorun sendikaları yapısal açıdan da ilgilendiriyor. Özellikle işsizliğin artması işçilerin örgütleri olar sendikaların tabanının erimesine de yol açıyor. İlk etki sendika üyeliklerin azalması ve bu yolla örgütlü gücün kaybolmaya başlaması, dolayısı ile çalışanların sahip oldukları mevzilerin terk edilmesi anlamına gelmektedir. İşsizliğin artmasının sendikalar üzerindeki en önemli etkilerinden biri de işsizler ordusunun çalışanların ücretleri üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılması ve dahası ücretlerin düşmesidir. 2001 krizi sonucu artan işsizlikle birlikte ücretlerin düşmesi yakın dönemde yaşanan bir gerçeklik olarak henüz unutulmamıştır.



    b) Organik dayanışma


    Kapitalizm güç kazanıp geliştikçe, üretimin örgütlenmesinde, emek üzerindeki denetiminde hızlı değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Bu değişikliklerden en önemlilerinden birisi üretimin fabrikalardan sokaklara ve evlerin içine yönelmesidir. Bu süreç, enformel yani kayıtlı olmadan çalışanların sayısını arttırmış, formel, tam zamanlı çalışan işçilerin sayısının azalmasına neden olmuştur. Sermaye enformel alanda işçileri daha uzun süreli çalıştırabilmekte ve daha da önemlisi işten kolayca çıkartabilmekte. Kayıtsız işlerin sayısındaki artış, işçi sınıfının örgütlenmesinin önündeki temel engellerden biri olmaktadır. Sendikalar iş hayatının bu vahşi yöntemine karşı çıkarken, sermaye örgütleri ve devletle işbirliği yapmak yerine, bu alanda çalışanların da sendikal hareket içine taşımayı hedeflemelidir. Sermayenin enformel kesimi sözde ortadan kaldırma talebi, tıpkı işsizliği önleme adına geliştirdiği politikalar gibi kendi yararına kullandığı bir söylemden ibarettir.

    Son yıllarda işaret edilen işte kalma süresinin azaltılması eğilimi, işçilerin sürekli iş değiştirmeleri ve bu değişim sürecinde işsiz kalmaları olgusu da sendikaların işsizler arasında örgütlenmesi zorunluluğunu bize hatırlatıyor.



    c) Nitelikli kamusal istihdam

    İşsizliğin çözümlerinden bir diğeri kamusal alanın ve dolayısıyla kamusal istihdamın korunmasıdır. Özellikle de eğitim, sağlık, barınma, ulaşım gibi işçi sınıfını doğrudan etkileyen alanlarda kamu yatırımlarının desteklenmesi gerekir. Burada genel geçer anlayışa karşılık kamusal alana nitelik kazandırılması vurgusu öne çıkartılmalıdır.

    Yatırımların bölgesel dağılımını mevcut teşvik sistemi ile çözmek mümkün olamamaktadır. İşsizlik olgusunu daha genişleten faktörlerden birisinin de siyasi tercihler olduğu kesindir. Özellikle piyasa mekanizması ve işleyişi sosyal hedefleri dikkate almamaktadır. Bu nedenle işsizliğin çözümünü de bir ölçüde içeren politikalar istihdama öncelik veren kamusal projeler ile bunu gerçekleştirecek bir kamu maliyesi reformu ile sağlanabilir.



    d) Çalışma sürelerinin kısaltılması


    İşsizliğe karşı bir diğer mücadele doğrudan sermayeye karşı mücadeleden, yani çalışma sürelerinin kısaltılmasından geçiyor. Bu anlamda işsizliği arttıran sermaye merkezli esneklik uygulamalarını, işçi sınıfa adına değiştirecek uygulamalarla dönüştürmek ve bu anlamda çalışma sürelerinin kısaltılması gerekiyor. Çalışma sürelerinin kısaltılması talebi yalnızca çalıyşanlar için bir sosyal hak talebi değil, aynı zamanda işsizler için de yeni istihdam anlamı taşır.



    e) Verimliliğin paylaşımı: İşsizlik fonu


    Türkiye'ye ilişkin en yaygın söylem üretimde verimliliklerin ve dolayısıyla üretim ve ihracatın arttığı yönündedir. Sermaye açısından olumlu olan bu gelişmeler ne yazık ki istihdam açısından olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Yani verimlilik ve üretimdeki artış ücretlerde ve daha da önemlisi istihdamda bir artışa yol açmamıştır. Bölüşüm açısından sermaye lehine olan bu politikalara karşı, özellikle verimliliğin arttığı ve dolayısıyla toplam zenginliğin sermaye lehine arttığı işletmelerden alınacak ek vergilerle işsizlere fon aktaracak bir mekanizma kurulması talebi çok yerinde bir talep olacaktır.



    f) Tarımsal alana yönelik politikalar


    Türkiye'nin işsizlik açısından daha uzun bir zaman sürecek problemlerinden biri olan tarımda üretimin çözülmesine ilişkin alternatif politikalar geliştirilmesi gerekiyor. Kırsal alanda sayıları hızla artan işsizlerin ve kente göç eden kesimlerin hızla örgütlenmesi gerekiyor. Bu örgütlülük aynı zamanda yeni döneme ilişkin kooperatifçilik benzeri etkinlikleri de içermelidir.



    g) Kadınların iş ve işsizlik konumları yeniden tanımlanmalı

    Kapitalizmin en sorunlu alanlarından biri ailedir. Aile ve özellikle kadınlar bir yandan üretim süreci için yeni emek-gücünün yeniden üretimini üstlenir, çocukların büyümesi, gelişimi ile ilgilenirken ev kadını olarak da çalışan erkeklerin bir sonraki gün için hazır olmasını sağlamaktadırlar. Bu anlamda işsizlik kavramının kadınlar açısından yeniden ele alınması zorunludur. Ev kadınlarının çalışmadıklarını öne süren anlayışlar terk edilmeli, evde çalışarak geçirilen zamanın iş olarak kabul edilmesi, bunun karşılığının gerek kamu, gerekse özel sektör kanalı ile karşılanması talep edilmelidir. Aynı şekilde ev dışında çalışan kadınların karşılaştığı mesleki ayrımcılık ve işten kolay atılmaya ilişkin uygulamaların detaylı dökümü yapılmalı ve bunlara karşı çözüm önerileri, mücadele yöntemleri geliştirilmelidir.

    Kadın konusunda bir diğer önemli konu da şudur: gerek ev eksenli üretimi gerçekleştiren kadınların, gerek işsiz, gerekse işçi kadınların, sermaye ve erkek egemen yapılara karşı yürüttükleri mücadeleler desteklenmeli, sendikaların bu örgütlenme ve mücadelede etkin bir yer alması sağlanmalıdır.



    NOT:
    Bu konularla ilgili düşüncelerinizi, görüşlerinizi bize mektupla ileteceğiniz gibi, internet üzerinden emek@disk.org.tr e-mail adresine de gönderebilirsiniz. Veya sayfanın en altında "YORUM YAPIN" butonundan yorumlarınızı bize iletebilirsiniz.

    yazının tamamı alıntıdır:DİSK SENDİKASI


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH

      Forum Saati C.tesi Şub. 24 2018, 01:12