ALEVİ CANLAR FORUMU

ALEVİ CANLAR FORUMU-TASAVVUF ARAŞTIRMA ,PAYLAŞIM

Aralık 2017

PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
    123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Takvim Takvim


    Muaviye'nin iki yüzlülüğü !

    Paylaş
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Muaviye''nin iki yüzlülüğü !

    Mesaj tarafından Admin Bir Paz Mayıs 24 2009, 17:57

    Kerbela faciası (1) - YAZI DİZİSİ


    Kerbelâ faciası, yalnızca 10 Ekim 680 yılında Hz. İmam Hüseyin'le Yezid arasında geçen bir olay olarak ele alınamaz. Kerbelâ olayına nasıl gelindi, bu olayı meydana getiren etkenler nelerdi? Muharrem ayı gerek dinler tarihi gerek İslam tarihi gerekse insanlık tarihi açısından olağanüstü öneme sahip bir aydır.

    Bu ayda pek çok tarihsel olay yaşanmıştır. Dinsel kaynaklarda belirtildiğine göre bu ayda yaşanan başlıca olaylar şunlardır

    Adem Peygamber, 10 Muharrem günü eşi Havva ile buluşmuştur.

    Nuh Peygamber, 10 Muharrem günü tufandan kurtulmuştur. Ayrıca o gün gemide kalan erzakları bir araya getirerek aşure pişirmiştir. Aşr, on demektir, aşur veya aşura, Muharrem'in onuncu günü pişirilen buğday tatlısıdır.

    İbrahim Peygamber, Nemrut'un attığı ateşten kurtulmuştur.

    İshak veya İsmail Peygamber, kurban olmaktan kurtulmuştur.

    Yakup Peygamber, oğlu Yusuf'a kavuşmuştur.
    Eyüp Peygamber, ağır dertlerinden kurtulmuştur.
    Yunus Peygamber, balığın karnından kurtulmuştur.
    Musa Peygamber, Firavun'un gazabından kurtulmuştur.
    Kızıldeniz 10 Muharrem günü Musa'ya yol vermek için ikiye ayrılmıştır.
    Hazreti Muhammed, Mekke'den Medine'ye bu ayda hicret etmiştir.

    Görüleceği üzere pek çok peygamber bu mübarek günde tehlikelerden kurtulmuş, düşmanları da helak edilmiştir. Yalnız bir istisna yıl var ki, işte o sene yüreklerin tâ iç kısmına kan damlamıştır. 10 Muharrem 680…

    Cihâna doğan İslâm güneşinin üzerinden henüz üç çeyrek asır bile geçmemişti. Son resul Hakka yürüyeli, sadece yarım asır olmuştu. O nur deryasından feyz alan sahabelerin bir kısmı henüz hayattadır. Lâkin, hilâfet merkezinin başında bir zalim bulunmaktadır.
    O zalimin adı Yezit Bin Muaviye'dir…

    Yezit'in zulmünün kökü ta peygamberin vefatına ve hatta öncesine değin varmaktadır. Bu nedenle KerbelaFaciasının anlaşılabilmesi için peygamber dönemine gitmek ve Mekke'de Arap toplumu arasındaki akrabalık ilişkilerine değinmek gerekmektedir.
    Kerbelâ faciası, yalnızca 10 Ekim 680 yılında Hz. İmam Hüseyin'le Yezid arasında geçen bir olay olarak ele alınamaz. Kerbelâ olayına nasıl gelindi, bu olayı meydana getiren etkenler nelerdi?

    Geriye doğru dönüp, bu feci olayın tarih süreci içersindeki oluşum safhalarını görmek lazımdır. Bunun için de Kureyş kabilesi ve bu kabileyi temsil eden Haşim Oğulları ile Ümeyye Oğullarını tanımamız gerekmektedir.

    Zira bu iki kabile arasındaki akrabalık derecesi ve aralarındaki husumetin nedenlerinin neler olduğunu bilmeden KerbelaFaciasını yeterince anlayabilmek mümkün değildir.

    Konuya, Hz.Muhammed'in soyunun geldiği İbrahim Peygamber ve onun oğlu İsmail Peygamber ile başlayalım. Bilindiği gibi, İbrahim Peygamber, oğlu İsmail ile birlikte Kâbe'yi inşa etti. Hz. İbrahim, burada dinini yaymaya çalıştı. Daha sonra da oğlu İsmail bu görevi sürdürdü.

    Hz. İsmail, Cürhüm kabilesinden evlendiği kızlarla, neslini çoğalttı. İşte yüzyıllar sonra İslam dinini ve Müslümanlığı tebliğle görevlendirilecek olan Hz. Muhammed'in soyu olan Kureyş kabilesi de İsmail Peygamber'in evlendiği Cürhüm kabilesinden gelmektedir.

    Kâbe'den dolayı Mekke şehri kutsallık kazandı ve günden güne önemi arttı. Böylece Hz. İsmail'in soyundan gelen Kureyşliler, Mekke ve Kabe'ye egemen oldukları için Arap yarımadasının değişmez hakimi durumuna geldiler.

    Bu arada Mekke yönetimini elinde bulunduran Huzaelilerin başkanı Huleyl, kızı Hubbey'i, Kureyş kabilesinin başkanı Kusay (Zeyd) ile evlendirdi. Huzaelilerin başkanı Huleyl ölünce de Mekke'nin ve Kâbe'nin yönetimi Kusay'ın karısına kaldı ve böylece Mekke'nin ve Kâbe'nin yönetimi , Kureyş kabilesinin başkanı Kusay'ın eline geçmiş oldu. Kusay, Kabe'yi yeniden onardı ve pek çok yenilikler yaptı. Kusay'ın ölümünden sonra Mekke'nin ve Kâbe'nin yönetimi, Kusay'ın büyük oğlu Abdüddar'a geçti.

    Abdüddar'ın ölümünden sonra ise Kureyş kabilesinin başına Abdülmenaf geçti. Abülmenaf'ın tek batında doğan iki oğlu vardı ve bunlardan birinin adı Haşim (Amr), diğerinin adı Abdüşşems idi.

    Abdülmenaf, Kâbe'nin yönetimini iki oğlu arasında bölüştürdü. Hacılara su dağıtımı (sikaye) ile yiyecek dağıtımı (rifade) görevleri, Abdümenaf'ın oğlu Haşim'e (Amr) verildi. Diğer görevler ise Abdülmenaf'ın diğer oğlu Abdûşşems'te kaldı. Ancak, bir müddet sonra Abdûşems'in oğlu Ümeyye, kendi yönetimlerindeki görevlerin gelirleriyle yetinmeyip, amcası Haşim'in gelirlerinden de pay almak için harekete geçti. Kâbe'nin en önemli görevlerinin, amcası Haşim'in elinde bulunmasını bir türlü sindiremiyor, sürekli kavga çıkarıyordu.

    Bu kavganın nedenleri arasında Kâbe'nin öneminden dolayı Mekke'nin günden güne gelişerek, Arap Yarımadası'nın en önemli ticaret merkezlerinden biri durumuna gelmiş olması da yer almaktadır. Mekke'nin ve Kâbe'nin bu özelliklerinden dolayı Ümeyye, amcası Haşim'i bir türlü rahat bırakmıyordu.

    En sonunda Haşim ile Ümeyye, mahkemelik oldular. Davayı kaybeden Ümeyye, on yıl müddetle Mekke'den Şam'a sürgüne gönderildi. Bir müddet sonra Haşim öldü. Onun ölümünden sonra cezası sona ermiş olan Ümeyye de Mekke'ye döndü. Fakat kısa bir süre sonra o da ölünce Kâbe'nin yönetimi, Haşim'in kardeşi Muttalib'in eline geçti.

    Diğer tarafta Haşim'in daha önce Medine'de evlendiği eşinden Şeybe adında bir oğlu vardı. Bu çocuk büyümüş, delikanlı olmuştu. Muttalib, Kâbe'nin yönetimini eline alınca, Medine'ye gidip Haşim'in oğlu Şeybe'yi Mekke'ye getirdi ve Kâbe'nin yönetimine ortak etti. Muttalib, yeğeni Şeybe'yi Medine'den Mekke'ye getirirken devesinin arkasına bindirmişti. Halk, Şeybe'yi Muttalib'in kölesi sanmış ve ona Muttalib'in kölesi anlamına gelen "Abdulmuttalib" demişti. Daha sonra Şeybe adı unutulmuş, Abdulmuttalib adı halk arasına yerleşmişti. Abdulmenaf'tan sonra kabile "Haşimiler" ve "Ümeyye" oğulları (Emeviler) olarak ikiye ayrıldı.

    Haşimoğulları Abdümenaf, Haşim (Amr), Muttalib, Abdulmuttalib (Şeybe), Abdulmuttalib'in oğulları, Abdullah ve Ebu Talip'tir. Abdullah'ın oğlu Hz.Muhammed, Ebu Talib'in oğlu ise Hz.Ali'dir.

    Ümeyye oğulları Abdülmenaf, Abdüşşems, Ümeyye, Harb, Sahar (Ebû-Süfyan), Muaviye ve Yezid'dir.

    Özetleyecek olursak, önceleri Haşim ile Ümeyye arasında başlayan bu mücadele, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammed 'in Haşimi soyundan gelmiş olmasıyla birlikte bir kat daha arttı. Ümeyye oğullarını çileden çıkaran en büyük sebep de bu oldu.
    Görüleceği üzere, İslamlık öncesi Kâbe ve Mekke'nin yönetimiyle başlayan bu iki kabilenin düşmanlıkları, daha sonra Hz.Muhammed ile onun karşıtları olan Ebu Cehil, Ebu Leheb ve Ebu Süfyan arasında devam etti.

    Haber: HAZIRLAYAN: MUSTAFA CEMİL KILIÇ


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: Muaviye'nin iki yüzlülüğü !

    Mesaj tarafından Admin Bir Paz Mayıs 24 2009, 17:58

    'En Yüce Dosta...! - YAZI DİZİSİ


    Hz. Muhammed: Ali'nin kanı kanımdandır, canı canımdandır, teni tenimdendir, ruhu ruhumdandır, Ali ile biz bir nurun ikiye bölünmüş parçalarıyız. KERBELA FACİASI (2)

    Hz. Muhammed'in Son Sözü: " En Yüce Dosta…!"

    Peygamberimiz son haccını yaptıktan iki ay kadar sonra Cennet'ül-baki adı verilen mezarlığa gitmiş, burada dua etmişti. Ziyaretten bir gün sonra hastalandı. Hastalığı on üç gün sürdü.

    Bu sürede, kendisini ziyarete gelen Müslümanlara öğütler veriyordu. Kendisinin bir insan olduğunu, herkes gibi öleceğini anımsatıyor, ölümünden sonra eski cahiliye adetlerine dönmemeleri konusunda onları uyarıyordu.
    Hz. Muhammed, ölümüne yakın insanları toplayarak şöyle dedi:

    "–Ey insanlar, kimin sırtına kamçı vurmuşsam, işte sırtım gelsin vursun kimin bende alacağı varsa, işte malım gelsin, alsın. Bana en yakın olan dostum, burada benden hakkını isteyen veya gönül hoşnutluğuyla helal edendir. Ben Rabbime yüz akıyla kavuşmayı umuyorum."

    Sonra şöyle dedi:

    "–Allah beni dünya ile kendi katı arasında özgür bıraktı. Bu kul, Allah katında olanı tercih etti."

    Hakka yürüyeceği günün sabahı, yüce resul sanki iyileşmişti. Öğleye doğru ateşi tekrar yükseldi. Ateşini düşürmek için yanında bulunan kaptaki suya ellerini daldırıyor, yüzünü, boynunu ıslatıyordu. Bir taraftan da şöyle diyordu.

    "–La ilahe illallah… Ölümün de şiddetlisi var… Allah'ım günahlarımı bağışla, bana merhamet et, beni yüce dosta kavuştur."

    Kızı Fatıma çaresizlik için ağlıyordu. Yüce resul ona:

    "–Üzülme kızım, baban bugünden sonra bir daha hiç acı ve üzüntü çekmeyecek" dedi.

    Hz. Muhammed, dilinden La ilah illallah cümlesini düşürmeyerek 13 Rebiulevvel 11 (8 Haziran 632) tarihinde
    Pazartesi günü Hakka yürüdü. Ölmeden önce son sözü, "En Yüce Dosta…!" sözcükleri oldu.

    Peygamberimizin kutlu cenazesini, Şah – ı merdan ı Hz. İmam Ali yıkadı. Cenaze dışarı çıkarılmadı. Önce erkekler, sonra kadınlar Peygamberimizin cenaze namazını kıldılar. Peygamberimizin naaşı, bulunduğu yerde bir mezar kazılarak toprağa verildi.


    O, iffet timsali Hazreti Fatıma'nın babası, cennet gençlerinin efendileri olan Hazreti İmam Hasan ve Hazreti İmam Hüseyin'in sevgili dedeleriydi.

    O, bir yarısı Hazreti İmam Ali olan nurun diğer yarısıydı.

    O, Gadirhum'da nurun diğer yarısını Hakkın esinlemesiyle veli ve vasi ilan etmişti.

    Ve bu kutlu ilana on binlerce mümin tanıklık etmişti.

    Ali Bin Ebi Talip, apaçık bir biçimde Hakk'ın esinlemesiyle veli ve imam tayin edilmiştir.

    Alevi inancına göre bu gerçeğe iman, mümin olmanın şartlarındandır. Hz. Ali, veliyyullahtır…

    Hazreti Muhammed, Hazreti Ali için şöyle demiştir:

    "Ben kimin efendisi isem, Ali de onun efendisidir.

    Ali, bedenimde baş gibidir.

    Tahkik, Ali benden sonra velinizdir.

    Ya Ali! Sen bana Musa'nın Harun'u gibisin.

    Ben uyarıcı, Ali hidayete vesile olucudur.

    Ben ve Ali, Allah'ın kulları üzerine, Allah'ın hüccetiyiz.

    Ben ilmin şehri, Ali de kapısıdır. İlmi arzu eden kapıya gelsin.

    Benden sonra ümmetimin en âlimi, Ali bin Ebi Talip'tir.

    Halk içinde Ali, Kur'an içinde "Kul hüvallâhü Süresi" gibidir.

    Allah'ım Ali'yi seveni sen de sev, ona düşman olana sen de düşman ol, ona yardım edene sen de yardım et, onu hor göreni sen de hor gör. O nereye yönelirse Hakk'ı onunla beraber kıl.

    Ali'nin kanı kanımdandır, canı canımdandır, teni tenimdendir, ruhu ruhumdandır, Ali ile biz bir nurun ikiye bölünmüş parçalarıyız."

    Hazreti Muhammed, Gadirhum hutbesiyle de yetinmeyip Hakka yürümeden evvel müminlere bir vasiyet yazmak istedi.

    "Bana bir kağıt, bir kalem getirin size bir vasiyet bırakayım, ta ki benden sonra dalâlete düşmeyesiniz" buyurdu.

    Allah'ın Resulü'nün yaşamının sonunda yazmak istediği bu vasiyete, orada hazır bulunan Hattab oğlu Ömer, "Peygamber sayıklıyor" diyerek engel oldu. Oysa, âlemlere rahmet olarak gönderilen Allah'ın Resulü, kendi nefsi ile değil, Tanrı'nın esinlemesiyle ile hareket ederdi. Çünkü, "Levh-i Mahfuz" O'nun kitabı, kalem-i â'la ise yol göstericisi idi. Zira, Kur'an'da: " (Muhammed) sapmadı ve batıla inanmadı o, arzusuna göre de konuşmaz. O'nun bildirdikleri, vahyedilenden başkası değildir." denilmektedir. Bu ayetten de anlaşılacağı gibi, Ömer'in müdahalesi yersiz idi. Çünkü Hz. Muhammed, Tanrı'nın izni olmaksızın tek söz etmemiştir.

    Gerek Gadirhum hutbesi gerekse vasiyet hadisesine karşın peygamberin Hakka yürümesinin ardından Müslümanlar onun Haktan aldığı istek ve işaretine uymadılar.

    Hazreti Ali'nin hilafet ve imametini kabul etmediler. Hattaboğlu Ömer'in yönlendirmesiyle Ebu Bekir bir oldu bittiyle Halife seçildi. Böylece Kerbela Faciasına giden yolun önü açılmış oldu. Bu sırada Hazreti Ali, yüce resulün cenaze işleriyle meşgul idi.

    Halife seçimi İslam'daki ayrılıkların başlangıcı olmuştur. Bu olay süreç içinde Müslümanlar arasındaki pek çok ihtilafın ana sebebini teşkil etmiştir.

    Bilindiği gibi, birinci Halife Ebu Bekir, vefatından önce yerine Hattapoğlu Ömer'i tavsiye etmiş ve vasiyet üzerine ikinci halife olarak Ömer seçilmiştir. İkinci Halife Ömer de altı kişilik bir şura atamış ve Hz. Ali'nin ismini ise en sona yazmıştır. Şura ise bir oldu bittiyle 3. Halife olarak Osman'ı seçmiştir. Eğer Halife Osman'nın ölümü ani olmasaydı ve vasiyet edecek zamanı bulunsaydı, muhakkak ki o da halife olarak Muaviye'yi önerecekti. Muaviye'nin Şam'a vali olarak Halife Ömer tarafından atandığını ve yine onun tarafından korunup kollandığını anımsamak hem İslam'daki ayrılıkların sbeeplerini anlamak bakımından hem de Kerbela Faciasını doğuran etkenleri doğru analiz edebilmek açısından son derece hayati bir noktadır.

    Kuşkusuz Hz. Ali, Hz. Peygamber'in gerçek vasisi ve varisidir. Ancak Hz. Ali, İslam Dininin parçalanmaması ve zarar görmemesi için yapılan tüm haksızlıklara karşı sabır göstermiştir.

    Eğer ki Hazreti Muhammed'in vasiyetine uyulsaydı Kerbela Faciası yaşanmaz, yüce resulün vasiyeti gereği hilafet ve imamet Müslümanlar arasında bir tartışma ve ihtilaf sebebi olmazdı. Hazreti İmam Ali ile birlikte başlayan imamlar nesli Müminlerin önderliğini deruhte eder ve Müslümanlar bölünüp parçalanmazdı.
    KERBELA FACİASI (1): MUHARREM AYININ ÖNEMİ


    Haber: HAZIRLAYAN: MUSTAFA CEMİL KILIÇ


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: Muaviye'nin iki yüzlülüğü !

    Mesaj tarafından Admin Bir Paz Mayıs 24 2009, 18:00

    'Yezit'e biat edersem kafir olurum !' - YAZI DİZİSİ




    Hazreti Ali, halife Osman'ın ardından 4 yıl 9 ay süreyle halifelik yapmıştır. Yiğitlerin Şahı olan Hazreti Ali, 598 yılında Mekke'de doğmuştur. Rivayetlere göre annesi onu Kabe'de doğurmuştur. Ölüm tarihi ise 661'dir. Kureyş kabilesine mensuptur. Babası Ebu Talib, annesi Fatıma'dır. Hazreti Ali, peygamberimiz Hazreti Muhammed'in amca oğludur. Kızı Fatıma ile evlenerek damadı olmuştur. Bu evlilikten Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin dünyaya gelmiştir. Hazreti Fatıma, Hazreti Ali, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin, Hazreti Muhammed'in ehlibeytidir.

    Hazreti Ali, İslam'ın kuruluş döneminde Hazreti Muhammed'in yanında olmuş, yiğitliği ve yürekliliği ile onu korumuştur. Hazreti Ali, İslam'ı kabul eden ilk erkektir. Çocuk yaşta İslam dinine girerek hiç günah işlemeden, putperest bir geçmişe sahip olmadan Allah'ın dinine hizmet etmiştir. Bu özellik onu öbür sahaben / peygamberin arkadaşlarından ayıran önemli bir unsurdur. Hazreti Ali, Hazreti Muhammed için ölümü göze almış, Mekke'den Medine'ye göç sırasında yatağına yatarak peygamberin düşmanlarına karşı kalkan olmuştur.

    Hazreti Ali, halife Osman'ın ardından dört yıl dokuz ay süreyle halifelik yapmıştır. Bilindiği gibi Hazreti Muhammed'in ölümünün ardından İslam toplumu arasında halife seçimi noktasında anlaşmazlıklar yaşanmıştır. Bu anlaşmazlıkların İslam öncesi döneme kadar uzanan nedenleri bulunmakla birlikte, temel ayrılık Hazreti Muhammed'in hastalığı sırasında vefatından kısa bir süre önce Müslümanlar için bir vasiyet yazma isteğinin başta Ömer olmak üzere sahabeden kimilerince engellendiği, oysa peygamberin Hazreti Ali'yi yerine halife tayin etmek istediği yolundaki iddialara dayanmaktadır. Alevi ve Şiilere göre zaten Hazreti Muhammed, Gadirhum'daki söyleviyle Hazreti Ali'yi vasi tayin etmiştir. Ancak Ebu Bekir, Ömer, Osman vd. kişilerce peygamberin bu isteği göz ardı edilmiştir. Hazreti Ali, peygamberin cenaze işleriyle uğraşırken, Ömer'in etkisiyle Ebu Bekir halife seçilmiştir.

    Hazreti Ali, ancak Osman'ın öldürülmesinin ardından halife olabilmiş ve hilafeti dört yıl dokuz ay kadar sürmüştür. Emevilerin bütün yıkıcı muhalefetine karşın Hazreti Ali hilafeti sırasında İslami ilkelere uygun, adil bir yönetim sergilemiş ve İslam toplumunun büyük sevgisini kazanmıştır. İslam toplumunda ilk bilimsel çalışmalar onun döneminde başlamıştır. Bu amaçla Hazreti Ali'nin bir bilim bakanlığı kurduğu da belirtilmektedir.

    Türklerin Hazreti Ali'ye büyük bir sevgi duydukları malumdur. Bu sevginin oluşumundaki etkenlerden biri olarak da Onun halifeliği döneminde İslam ordularının Türkistan'daki harekatını durdurmuş, hatta Horasan'ı tahliye etmiş olması gösterilmektedir.

    Hazreti Ali'nin döneminde yeni hukuki düzenlemelerin yapıldığı, el kesme cezasının Hazreti Ali tarafından yasaklandığı da belirtilmektedir.

    İlk İç savaş: Cemel Savaşına Yol Açan Olaylar


    Osman'ın halifeliği sırasında takip ettiği siyaset, valiliklere akrabalarını tayin etmesi ve onlara aşırı düşkünlüğü, Ali'nin halifeye karşı tavır takınmasına sebep oldu. Bu dönemde aralarında sert tartışmalar yaşandı.
    656 yılında Mısır, Basra ve Kufe'den gelen ve Osman'ın halifeliğini kabul etmeyen isyancılar Medine yakınında "Zi-Huşub" mevkiinde toplandılar. Şehre girip girmeme konusunda Medinelilerin fikrini almak üzere elçi gönderdiler. Medineliler isyancıların şehre girişine taraftardılar ancak Ali isyancılara gelmemelerini söyledi.

    Osman, isyancılara arabulucu olarak Hz. Ali'yi gönderdi. Durumun düzeltileceğini ve fesadın ortadan kaldırılacağına dair Hz. Ali onlara halife adına söz vermiş ve isyancılar Mısır'a gitmek üzere yola çıkmışlardı, fakat yolda rastladıkları bir adamın üzerinde bir mektup çıktı. Bu mektupta, Mısır'dan Medine'ye gelen isyancıların öldürülmesi isteniyordu. Bunun üzerine isyancılar geri dönerek mektubu ve içeriğini Hz. Ali'ye anlattılar. Hz. Ali, Halife Osman'a bu mektuptan bahsetti. O böyle bir mektuptan haberi olmadığını söyledi. Sonuçta bu mektubu, Osman'ın kuzeni ve damadı Mervan'ın halife adına yazdığı anlaşıldı.

    Bunun üzerine Hz. Ali, hiçbir şeye karışmayacağını söyleyerek evine çekildi. Bu sırada asiler, halife Osman'ın evini kuşatarak ya halifelikten ayrılmasını ya da kendilerine komplo hazırlayan Mervan'ın kendilerine teslim edilmesini istediler. Halife'nin her iki teklifi de kabul etmemesi üzerine evini kuşattılar.

    Osman evinin kuşatılmasından Hz. Ali, Talha, Zübeyr ve Ayşe'yi haberdar etti. İsyancılar kapıdan girerek halife'yi öldüremediler ancak komşu evlerin damlarından atlayarak Osman'ı öldürmeyi başardılar.

    Osman'ın öldürülmesinden 5 gün sonra Ali, halife seçildi ve Medine halkı ona mescitte biat etti. Talha ve Zübeyr'in de biat etmesi halk tarafından çok iyi karşılandı. Çünkü Talha ve Zübeyr, Hz. Ali'nin haricinde halifeliğin en güçlü adaylarındandı. Diğer şehirlerden temsilciler de Medine'ye gelerek biatlarını yaptılar ve böylece Müslümanların çoğu Ali'nin halifeliğini kabul etmiş oldu.

    Halife Osman'ın öldürülmesi ve yerine Hz. Ali'nin halife seçilmesi ile birlikte Emevi-Haşimi mücadelesi yeni bir boyut kazandı. Şam Valisi Muaviye, öldürülen akrabası halife Osman'ın kanını Ali'den talep ederek onun ölümünden Hz. Ali'yi sorumlu tuttu.

    Hz. Ali halife seçildiğinde ilk iş olarak Osman zamanında atanmış olan valileri görevden aldı. Görevden alınan ve çoğu Emevi sülalesinden olan valiler, yeni halifeye tepkilerini gösterdiler.Bunun üzerine Şam Valisi Muaviye isyan bayrağını açtı. Öldürülen halifenin kanlı gömleğini Şam halkını galeyana getirmek için camide sergiledi. Mısır Valisi görevinden ayrılarak Muaviye'nin yanına Şam'a gitti. Yemen ve Basra valileri, görevlerinden ayrılarak Osman'ın kanını talep etmek üzere Mekke'de bir araya gelen Ayşe, Talha ve Zübeyr'e katıldılar.

    Ayşe, Osman'a karşı kalkışma başlayınca hac için Mekke'ye gitmişti. Katilleri yakalamakta yavaş davrandığı gerekçesiyle Hz. Ali'ye karşı oldu ve kan davası gütmeye başladı. Talha ve Zübeyri de yanına aldı ve Hz. Ali'nin halifeliğine fazla memnun olmayan Basra şehrine gittiler. Basra'da kendilerini destekleyecek insanları bulacaklarına inanıyorlardı.

    Ayşe, Osman'ın öldürülmesinden önce, "O (Osman) kitabın hükmünü çiğnemiştir." derken, Osman'ın öldürülüp yerine Hz. Ali'nin seçildiğini duyunca "Mazlum olarak öldürülmüştür", dedi. Bunun nedeni olarak Ayşe'nin "ifk hadisesi" dolayısıyla Hz. Ali'ye kin duymuş olabileceği düşünülmektedir.

    Talha ve Zübeyr ise Osman hayatta iken onu eleştirmişler ve aleyhinde bulunmuşlardı. Bunlar başlangıçta Hz. Ali'ye biat etmişler fakat umdukları valilik taleplerine olumlu yanıt alamayınca ona karşı tavır almışlardı.

    Basra Valisi Abdullah ile Talha ve Zübeyr'in Mekke'ye gidip hac dolayısıyla burada bulunan Ayşe'ye katılmaları ve Osman'ın kanını talep etmek üzere bir araya gelmeleri, Emevioğulları için bulunmaz bir fırsattı.

    Bu arada Hz. Ali, kendisine ilk tepki Muaviye'den geldiği için ona karşı savaş hazırlığı yapıyordu. Fakat Ayşe ve diğerlerinin Basra'ya gittiklerini haber alınca, onların Basra'ya girmelerine engel olmak için hemen harekete geçti. Fakat geç kalmıştı ve Basralılar Ayşe'nin yanında yer aldılar.

    Kasım 656'da meydana gelen Cemel Savaşı'nda Ayşe ordusunun mağlubiyeti, bu savaşa katılan Ümeyye oğulları kanadının da mağlubiyeti oldu. Bu savaşta Talha ve Zübeyr öldürüldü. Hz. Ali, Ayşe'yi Medine'ye gönderdi.

    Muaviye, Cemel Savaşı'na katılmadı ancak buna seyirci olmakla kalmadı. Savaştan önce Hz. Ali'ye karşı ayaklanmaları için Talha ve Zübeyr'e mektuplar yazmıştı.

    Cemel Savaşı İslam tarihindeki ilk iç savaştır. Savşı her ne kadar Ali yanlıları kazansa da bu savaş 24 yıl sonra yaşanacak olan büyük Kerbela Faciasının da habercisidir. Zira bu savaş Hazreti Muhammed'den sonra ehlibeytin il kez iktidara gelişine karşı gösterilen büyük öfkenin patlamasıdır. Bu öfke aslında Emevilerin Haşimilere karşı duydukları tarihsel kinin de uzantısıdır.

    Hz. Ali'nin hilafetine karşı yükselen öfke ehlibeyt karşıtlığından beslenerek 24 yıl sonra Kerbela'da doruğa çıkacak ve peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin'in mübarek başının kesilmesiyle facia boyutuna ulaşacaktır.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: Muaviye'nin iki yüzlülüğü !

    Mesaj tarafından Admin Bir Paz Mayıs 24 2009, 18:01

    Hz. Ali: 'Ben Konuşan Kur'an'ım…!' - YAZI DİZİSİ


    Muaviye Seksen beş bin kişilik bir ordu hazırladı ve Sıffın'a doğru yola çıktı. Hz. Ali ise Doksan bin kişilik bir ordu ile Sıffın'a yöneldi. İki ordu M. 657 yılında karşı karşıya geldi. KERBALA FACİASI – 4

    Sıffın savaşı her ne kadar Hazreti Ali ile Muaviye bin Ebi Süfyan yanlıları arasında cereyan eden bir savaş olsa da gerçekte Emevi – Haşimi mücadelesinin kanlı bir aşamasından ibarettir.

    Haşimiler, ehlibeyt yolunda Muhammedi İslam'ın temsilcileri idiler. Emeviler ise, Hz. Muahmmed'e ve onun ehlibeytine karşı düşmanca ve kindar bir tutum içindeydiler. Gerçek şu ki, Emevi önderlerinin pek çoğu İslam'a gönülsüz ve mecburen katılmışlardır. Nitekim Muaviye'nin babası olan Ebu Süfyan Mekke'nin fethi sırasında başka bir çaresi kalmadığı için İslam'a girmiştir. Oğlu Muaviye'nin de benzer bir tutum içinde olduğu hem Şam valiliği süresince yaptıklarından hem de Hazreti Ali'nin hilfetine karşı isyan bayrağını açmasından anlaşılmaktadır.

    Emevi soyundan olan Halife Osman'ın öldürülmesinin suçunu ehlibeyte yükleyecek kadar düşmanca bir tavır sergileyen Muaviye, Şam halkını ve yandaşlarını Hazreti Ali'ye karşı kışkırtmak için Osman'nın kanlı gömleğini ve karısını kesilen parmaklarını Şam'da caminin minberine astırdı. Camilerde ehlibeyte ve Alevilere karşı intikam nidaları atılıyordu. Böylece camiye gelen Şam halkı ehlibeyte ve Hz. Ali'ye düşman oldular. Osman'ın öldürülmesinden Hz. Ali'yi ve Alevileri sorumlu tuttular. Oysa asıl suç ilk halifenin seçiminde peygamberin vasiyetine uymayanlardaydı. O vasiyete uyulsaydı bunların hiçbiri belki de yaşanmayacaktı.

    Camilerde toplanan Muaviye yandaşları ve askerler Osman'ın intikamını alıncaya kadar yataklarında uyumayacaklarına ve yıkanmayacaklarına dair yemin ediyorlardı.

    Sonunda Muaviye Seksen beş bin kişilik bir ordu hazırladı ve Sıffın'a doğru yola çıktı. Hz. Ali ise Doksan bin kişilik bir ordu ile Sııfın'a yöneldi.

    İki ordu M. 657 yılında karşı karşıya geldi. Muaviye'nin ordusu Fırat ırmağı ile arasında Hazreti Ali'nin ordusu olduğu için ilk geceyi susuz geçirdi. Bunun üzerine Muaviye Hazreti Ali'ye elçi göndererek ırmaktan su almalarına izin vermelerini istedi. Hazreti Ali, kendisine karşı isyan eden bu ordunun susuz kalmasına razı olmadı ve nehirden su almalarına izin verdi. Ne hazin ki Hazreti Ali'nin gösterdiği bu yüceliği Muaviye'nin oğlunun askerleri Kerbela'da Hazreti Hüseyin'e karşı göstermeyeceklerdi. Günlerce susuz bırakarak ona işkence etmeyi mübah sayacaklardı.

    İki ordu bazı ufak çarpışmalara girişti. Fakat gönderile karşılıklı ewlçiler yoluyla H. 37 sensi Muharrem ayının sonuna kadar ateşkes ilan ettiler.

    Safer ayının ilk günü savaş yeniden başladı. İlk yedi gün iki ordunun birer komutanının karşılıklı mübarezeleri ile geçti. Sonra Hz. Ali toplu saldırı emri verdi. Savaş birkaç gün olanca şiddetiyle devam etti. Ammar bin Yasir'in şehit edilmesine çok üzülen Hz. Ali'nin şiddetli saldırısı ile Muaviye'nin ordusu dağılma noktasına geldi. Savaş tam kazanılmak üzereydi ki Muaviye'nin komutanlarından Amr Bin El – As, askerlere mızraklarının uçlarına Kuran sayfaları takmalarını istedi. Böylece, "bize saldıran Kuran'a saldırmış olur " fikrini Hz. Ali'nin ordusu arasında yaydılar. Bu şekilde Kur'an, ehlibeyt ve Hz. Ali düşmanlığının bir simgesi haline getirilmek istendi. Bu olay kutsal kitabımız Kur'an'ın siyasete ve ehlibeyt düşmanlığına alet edilmesinin ilk örneği olarak tarihe geçti.

    Başvurulan bu hile etkili oldu ve Hazreti Ali'nin askerlerinin bir kısmı savaşmaktan vazgeçti. Hazreti Ali bunun bir hile olduğunu anlatmak istedi. " Ben konuşan Kur'an'ım, bana uyun" dese de ona uymaktan vazgeçtiler. Böylece Muaviye mutlak bir yenilgiden kurtulmuş oldu. Hazreti Ali'nin ordusunu terk edenler de İslam'da üçüncü bir hizbi oluşturdular: Hariciler…

    Muaviye ve Hazreti Ali yanlıları arasında Kur'an'a uygun bir hüküm vermeleri için birer hakem atandı. Hazreti Ali ve yanlıları bunu kabul etmek zorunda kaldılar. Oysa hüküm çoktan belliydi. Peygamberin Gadirhum hutbesi ve yazdırmak istediği vasiyete rağmen Kur'an'a uygun hüküm aramaya çalışmak ehlibeyt ve Alevi düşmanlığının büründüğü yeni bir kılıktan başka bir şey değildi.


    Hakemler, aralarında geçen konuşma ve tartışmaları yazıya geçirdiler. Herhangi bir konuda ittifak ettiklerinde bu durumu hemen kaydettiler. Amr, hazırlanan metinde Ebu Musa'nın adının öne yazılmasını istedi. O, görüşmenin başlangıcında maktül halifenin Müslümanların icmaıyla seçildiğini, onun mazlum olarak öldürüldüğünü, mazlumun velisine Allah tarafından onun hakkını alma yetkisinin verildiğini Ebu Musa'ya kabul ettirdi ve bu yazıya geçirildi. Amr, bu ön kabullerden yola çıkarak, maktül halife için Muaviye'den daha lâyık birinin olmadığını ve Muaviye'nin de katilleri isteme hakkının olduğunu söyleyip "Ben, Ali'nin Osman'ın katili olduğuna dair, delil getiririm." dedi. Ebu Musa ise kendilerinin bunun için bir araya gelmediklerini, ümmetin işini ıslah edecek kararlar vermeleri gerektiğini söyledi. Amr, bunun nasıl olacağını sorunca, Ebu Musa, Iraklıların Muaviye'yi, Şam halkının da Ali'yi sevmediklerini ileri sürerek, iksini de azledip hilafete Abdullah b. Ömer'i getirmeyi teklif etti. Amr, bu teklife karşı Sa'd b. Ebî Vakkas'ı önerdi, bunu da Ebu Musa kabul etmedi ve İbn Ömer'de ısrar etti. Bunun üzerine Amr, Müslümanların iyilik ve hayrını İbn Ömer'in hilafete getirilmesinde görüyorsa kalkıp Ali ve Muaviye'yi azlederek istediği adamın adını ilan etmesini söyledi. Ebu Musa kalktı ve "İnsanların barışa kavuşması ve akan kanın durmasına matuf olarak, Ali ve Muaviye'nin azline karar verdik, ben şu sarığı çıkardığım gibi, Ali'yi azlettim. Onun yerine seçtiğim kişi Abdullah b. Ömer'dir." dedi. Daha sonra Amr ayağa kalktı ve "Ebu Musa, Ali'yi azledip yerine başkasını koydu. Ben de onunla birlikte Ali'yi azlediyorum. Kendi üzerime ve sizin üzerinize Muaviye'yi tayin ediyorum. Bey'atımız Osman'ın kanını istediği için onadır." dedi. Ebu Musa, bu sözlere itiraz etti. Amr'ın yalan söylediğini kendilerinin Muaviye'yi halife yapmadıklarını ileri sürdü.

    Ne var ki artık olan olmuştu. Fitne iyice büyümüş, ehlibeyt düşmanlığı Kerbela faciasına giden yolda yeni bir aşamaya daha gelmişti.
    Hakem olayı, Sıffin savaşında olduğu gibi yine Muaviye ve Amr ikilisinin istediği gibi sonuçlandı. Bu savaşta hezimete uğramak üzere olan Muaviye yanlıları, bu olay yoluyla Ali yanlıları ile eşit hale gelmiş, Muaviye tarafından ikide bir ileri sürülen Osman'ın kanı meselesi resmiyet kazanmış, savaştan önce halifeye âsi bir vali olan Muaviye de yine Hz. Ali'ye denk bir adam konumuna çıkarılmıştı. Bu arada Amr, bir bakıma geleceği çizen adam oldu. Zira bu olaydan sonra Hz. Ali'nin hükümeti zaafa ve kaybetmeye, Muaviye'ninki ise güçlenmeye ve yükselmeye başladı.

    Muaviye'nin zulmü hızla yayılıyor ve Müslümanlar zalim Muaviye'nin saltanatına doğru sürükleniyorlardı. Her geçen gün gerçek müminler ve Aleviler için zulüm ve acı dolu bir geleceği haber veriyordu.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH

      Forum Saati Paz Ara. 17 2017, 14:49