ALEVİ CANLAR FORUMU

ALEVİ CANLAR FORUMU-TASAVVUF ARAŞTIRMA ,PAYLAŞIM

Kasım 2017

PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
  12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930   

Takvim Takvim


    islam dini mezhep ve tarikatları.

    Paylaş
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:39

    ***YÜCE BEKTÂŞî TARİKATIMIZ***

    Ahmet Sırrı Dedebaba, Mısır Kahire Bektâşî Dergâhı’nın son temsilcilerindendir.
    Hayatı hakkında geniş bilgi bulunmamakla beraber, Mısır’da yaşadığı,
    ömrünün son dönemlerinde İstanbul’a döndüğü söylenilmektedir. Son dönem
    Bektâşîliği’nin önemli isimlerinden olan Turgut Koca’nın yayınlanmamış
    anılarına dayanarak Doç. Dr. Belkıs Temren, Ahmet Sırrı Dedebaba’yla ilgili şu bilgileri vermiştir: “Tepedelenli Ali Paşa




    zamanında
    Arnavutluk’ta on beş yaşındaki gençlerin yetiştirildiği Derviş
    Koleji’nden Selim Rûhî Baba, Tahir Baba ve Amerika’daki Bektâşî
    Tarikatı’nın son temsilcilerinden Receb Baba’yla birlikte mezun
    olmuştur. Daha sonra Kahire’deki Bektâşî Dergâhı’na giderek, orada
    görev yapmış ve Türkiye’ye dönüşünde Kral Faruk[1]’la arasındaki
    ilişkileri nedeniyle, taşkın ve asabî hareketleri yüzünden Dedebabalığa
    aday gösterildiği halde seçilemedi. Şeker hastalığına yakalandı.
    Mısır’da iken kangren oldu ve tedavi için Receb Baba’yla Amerika’ya
    gitti. Orada bacakları kesildi ve yetmiş beş yaşında İstanbul’da vefat
    etti. Özellikle kabir taşlarının okunmasında ustaydı. Çünkü bu konuda
    Arnavutluk’taki Derviş Koleji’nde eğitim almıştı.”


    Elinizdeki
    çalışma, diğer Bektâşî erkânnâmeleri, ilmihalleri gibi yer yer sohbet
    geleneğine dayalı bir anlatımla sürdürülür. Örneğin, kimi yerlerde, “Ey
    Tâlip, ey derviş ya da bunları iyi öğren, sana öğrenmek lazımdır” gibi
    cümleler kullanılmaktadır. Bu da eserin sohbetlerden yazıya geçirildiği
    izlenimini vermektedir.


    Eserin bizim
    için önemi, yedi büyük Bektâşî dergâhından dördüncüsü olan Kahire
    Bektâşî Dergâhı’nın 1949 yılına kadarki âyin ve geleneklerini bir bütün
    halinde bulmamızdır. Bir başka önemli özelliği ise, bilindiği gibi
    Kahire Bektâşî Dergâhı Abdâl Mûsâ’nın öğrencilerinden Alanya Beyi’nin
    oğlu Alaaddin Gaybî(Kaygusuz Abdâl) tarafından kurulmuştur. Dergâh,
    Kahire’de bugün Kahire’nin merkezindeki “Mukaddam Tepesi”’inde
    bulunmaktadır. Bu dergâh, Osmanlı Devleti’nin yıkılması ve tekke ve
    zaviyelerin kapatılmasından sonra da faaliyet göstermiştir. Bu bakımdan
    Ahmed Sırrı Dedebaba’nın imzasını taşıyan kitap, farklı coğrafyalarda
    gelenek ve erkân farklılaşmalarını yansıtan önemli bir çalışmadır.


    Bizim böyle
    bir çalışmayı Arapça’dan Türkçe’ye çevirmemiz, tarih ve coğrafyanın
    uzak bir köşesinde kalmış olan bilgileri açığa çıkarmış olacaktır.
    Düşüncelerin tamamı Ahmed Sırrı Dedebaba’ya aittir. Okuyucuların kolay
    anlayabilmesi için, onlara yardımcı olmak üzere bazı dipnot ve
    açıklamalar kullanılmıştır. Bunun dışında metne tarafımızdan hiçbir
    müdahalede bulunulmamıştır.




    Bismillahirrahmanirrahim


    Hamd
    Âlemlerin rabbine olsun. Selam ve hürmet onun resulü olan Hz. Muhammed
    ve onun ailesi ve temiz arkadaşlarına olsun. Biz “er-Risâletü’l-
    Ahmedîye” adlı kitabımızı ilk olarak l352/1936 ve ikinci olarak da
    1358/1944 yılında yayınladıktan sonra müridlerin özellikle dualar,
    zikirler ve tarikatımızın mu’tad öğrenmeleri için bu küçük risaleyi
    yazma ihtiyacı duyduk. Burada, duaların Türkçe karşılıklarının
    yazılması için Mahmud Nef’i Efendi ve Abdulaziz el-Hancî Efendi’den
    yardım istedik. Onlar da bu konuya önem vererek benim gözetimim altında
    duaların Türkçelerini yazdılar. Bu risalenin çıkmasında yine Kaymakam
    Mehmet Mahfuz Bey büyük yardımlarda bulunmuş, böylece bu risalemiz
    sizlere sunulmuştur.


    Yüce
    Rabbimden, bu risalenin Bektaşî müridlerinin tarikatımızın âdâb ve
    erkânını öğrenmelerinde faydalı olmasını dilerken, müridimiz
    olmayanların ise, tarikatımız hakkında kısa da olsa bilgi edinmelerini,
    tarikatımızın amaçlarını ve yolumuzun inceliklerinin bu risale
    sayesinde öğrenebileceklerini umuyorum. Yine Rabbimden, tarikatımız
    hakkında geniş bilgi veren, büyük bir kitap yazmamız için fırsat
    vermesini diliyorum.


    Allah bizi
    yüce sultanımızın devrinde, onun himayesinde iyilik ve selametlikler
    içinde yaşatsın, sultanımıza da hayırlı uzun ömürler versin.




    24 Receb 1368/ l949[2]



    Ahmet Sırrı Dede Baba
    Fakirlerin ve düşkünlerin hizmetçisi



    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:41

    YÜCE BEKTÂŞî TARİKATIMIZ


    Tüm anlayış ve akıl sahipleri bilir ki, Allah’a giden yollar onun yarattıklarının nefeslerinin sayısı kadar olup, hedefleri yapıları ve asılları tekdir. Ancak, bizlerden söz almak sûretiyle, dînî öğretilerini, telkin ve sohbet yöntemiyle şeyhten şeyhe, mürşitten mürşide bizlere aktaran ulu şeyhlerin isimlerine nisbetle bu tarikatların isimleri çoğalmış, değişik isimler altında aynı hedefe koşmuşlardır. Bu durum zamanımıza kadar böyle devam etmiştir. Bu anlatılan yapı üzerine Doğu’dan Batı’ya yer yüzünde birçok tarikat doğmuştur. Bunlar;Kadirîlik, Rufâîlik, Bedevîlik, Dusûkîlik,[3] Sa’dîlik,[4] Halvetîlik, Celvetîlik, Şâzelîlik, Gülşenîlik, Mısrîlik, Mevlevîlik, Bayrâmîlik, Hamzavîlik, Sünbûlîlîk, Zeynîlik, Şa’bânîlik, Bektaşîlik, Ni’metullahîlik, Nûrubahşîlik, İdrisîlik, Edhemîlik, Hâlidîlik, Haydârîlik, Sûfîlik, Bekrîlik.vb.

    Her kim bu tarikatları inceler, araştırırsa hepsinin bir tek amaca ulaşmak için çalıştığını görecektir. O da hak, doğruluk ve gerçekliktir. Yine görecektir ki, hepsi de bir tek yol üzerinde yürümektedir. O da hak yoludur. Hepsinin de proğramları, âdâbları, erkânları, bir tek şeyi gerçekleştirmek içindir. Bu da nefsin aşırılıktan, hayvânî duygularından kurtulup, yüksek ahlakî mertebelere ulaşıp, olgunluk derecesine erişmesini sağlamaktır.

    Denilir ki, bu tarikatların hemen hepsi öğreti ve emirleri yönünden iki ana kısma ayrılırlar. Bazıları (hafî) gizli zikir yapan kişiye göre doğup gelişmişlerdir.


    Diğer bazı tarikatlar da (cehrî) açık zikir yapan Allah’ın aslanı efendimiz Hz. Muhammed’in amcasının oğlu ve damadı, velayet nûrunun kaynağı Ebû Talib’in oğlu Ali (Kerremallahü vech =Allah onu şereflendirsin)’dir. Onun mubarek ve saygılı ismi de yüce kitabımız Kur’an’da şöyle geçmektedir:

    “O kimseler ki, mallarını gece ve gündüz açıktan ve gizli olarak Allah yolunda harcarlar. Onların mükafatları Rableri yanındadır, onlara ne bir korku vardır ne de onlar üzülürler.”[6]

    Tarikatımız olan ulu Bektaşîlik, her iki koldan birden gelişmiş, ilerlemiştir. (Hafî) Gizli zikir bakımından aşağıdaki silsileyi takip edip gelişmiştir. Bu silsile şöyledir:

    · Arkadaşların en sadığı, imamların en şefkatlisi, Hz. Peygamberlerin halifesi Hz. Ebû Bekir Sıddık efendimizdir.

    · Peygamberlerimizin ailesinden saygılı Selmân-ı Fârisi (R.A) efendimiz.

    · Hakkı söyleyen imamların efendisi Muhammed Bâkır’ın oğlu Cafer-i Sadık ( Radıyalllahu anh= Allah ondan razı olsun) efendimiz.

    · Ariflerin Sultanı Ebû Zeydü’l-Bestâmî, İsa oğlu Tayfur (Kaddesellahu sırrahu=Allah sırrını yüce kılsın)

    · Şeyh Ebû Hasan el-Harkânî, Ca’fer oğlu Ali (Allah Sırrını mubarek etsin)

    · Ebû Ali el-Ferâmîdî, Muhammed et-Tûsî oğlu Fazl (Allah sırrını mübarek kılsın)

    · Eyyûb oğlu Yusuf el- Hemedânî (Allah Sırrını mübarek kılsın)

    · Muhammed el-Hanefî oğlu Ahmed el-Yesevî (Allah sırrını mübarek kılsın)

    · Lokmân el-Horasânî (Allah sırrını mübarek kılsın)

    · Nurun timsali, tarikatlarımızın şeyhi, Horasanlı Veli, Hacı Bektaş diye bilinen İbrahim Ata oğlu Seyyid Muhammed (Allah sırrını mübarek etsin)

    Burada anlaşılıyor ki, ulu Bektaşî tarikatı Muhammed Bâkır (R.A)’dan gelen altın bir silsile ile birleşmektedir.

    :


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:42

    ALTIN SİLSİLE


    Büyük
    Bektaşî Tarikatımıza mensup olan her müridimizin gerek hafî (gizli)
    gerekse cehrî (açık) zikir yolunu benimseyen her kolunun isimlerini
    bilmesi gerekir. Bunlar değişik yollardan altın silsileyle
    birleşmektedir. Burada altın silsile diye Oniki İmam’a diyoruz. Zira
    onların makamlarının yüceliği, mertebelerinin yüksekliğinden dolayı
    altın silsile ismiyle bunları isimlendirdik.


    Bu
    silsilenin köküne gelince o, İmam Ali (Kerremallahü veche=Allah onu
    şereflendirsin) efendimizdir. Aşağıda sana bu silsileyi veriyorum. Onu
    iyi öğren ey mürit.


    · Ebû Talib’in oğlu Ali (Kerremmallahu veche= Allah onu şereflendirsin)

    · Efendilerin efendisi Ali oğlu İmam Hasan (Radıyallahü anh= Allah ondan razı olsun)

    · Şehitlerin efendisi Ali oğlu İmam Hüseyn (Radıyallahü anh)

    · Şereflilerin efendisi Ali oğlu Zeynel- Âbidîn (Radıyallahü anh)

    · İyilerin Efendisi İmam Bâkır Zeynel-Abâ oğlu Muhammed (Radıyallahü anh)

    · Âriflerin efendisi, üstün kişi Muhammed Bakır oğlu İmam Câferu’s- Sâdık (Radıyallahü anh)

    · Âlimlerin Efendisi Caferu’s-Sâdık oğlu İmam Mûsâ Kâzım (Radıyallahü anh)

    · Temiz ve saf insanların Efendisi Musayı Kazım oğlu İmam Ali Rıza (Radıyallahü anh)

    · Allah’tan korkan muttakîlerin efendisi Ali Rıza oğlu İmam Muhammed Cevâd Takî (Radıyallahü anh)

    ·
    Vefalıların, Allah’a verdiği sözü tutanların efendisi Muhammed Cevad
    et- Takî oğlu Ali en-Nakî (Radıyallahü anh)


    · Şeref ve İhsan sahibi kişilerin efendisi Aliyyü’n-Nakî oğlu İmam Hasanü’l- Askerî (Radıyallahü anh)

    ·
    Seçkinlerin Efendisi tüm zamanlarda en büyük evliyası, Allah’ın sevgili
    kulu Hasanü’l-Askerî oğlu İmam Mehdî (Radıyallahü anh)


    Bir müridin
    öncelikle, mensubu olmakla şeref duyduğu İslâm dinine ait konuları iyi
    bir şekilde bilmesi gerekmektedir. Zîrâ sadık bir müridin girdiği ilk
    kapı şeriat kapısıdır. Çünkü şeriat tarikat-ı aliyeye girmek için ilk
    şarttır. Şeriat dediğimiz şey de mâlum olduğu üzere kutsal İslâm’ın
    emirlerini bilmek ve yaşamaktan başka bir şey değildir. İşte bir mürid
    bütün bunları bilip, uyguladıktan sonra yüce bir yol olan tarikat
    yoluna girmiş olur. Diğer bir ifadeyle dinin emirlerini yapıp,
    yasaklarından da kaçınmak suretiyle bu kapıdan geçer. Allahü Teâlâ
    Hazretleri Şeriat kapısından girip tarikata intisap eden müride,
    marifet ve hakikat kapılarından kolaylıkla geçmesinde mutlaka yardım
    edecektir. Bu ikisi yani hakikat ve marifet dinin gereklerini yerine
    getiren ihlas sahibi kişiler için bir bağış ve sevap hükmündedir.





    Ahir zaman
    Peygamberi, Hz. Muhammed Mustafa, Hakk’a yürüyeceğini anlayınca 23
    Şubat 632 tarihinde (2) Gadirhum denilen bir alanda, rivayetlere göre
    80 bin kişiyi aşkın bir topluluğa, Deve semerlerinden bir mimber
    oluşturarak bunun üstüne çıkıp tarihi Veda Hutbesini okudu. Hz.
    Muhammed Mustafa , ümmetine seslenerek 2 emanet tavsiye etti.



    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:45

    1-Allahın kelamı Kuran-ı Kerim, 2-Ehli Beyt’i.

    Hz. Muhammed şöyle dedi. ‘’Kur'an ve Ehli Beyt'imin ipine sımsıkı sarılın. Kevser Havuzunda her iki emanet bir birinden ayrılmadan bana ulaşacaktır. Ehl-i Beyt’im, Nuh’un gemisi gibidir. Gemiye binenler kurtuldular, binmeyenler helak oldular’’. ( Ehli Beyt, Hz. Muhammed’in ailesi demektir ve 1-Hz. Muhammed, 2-İmam Ali, 3-Ana Fatma, 4-İmam Hasan ve 5-İmam Hüseyin olmak üzere toplam 5 kişidirler). Kur’an-ı Kerim düşünce, kanun ve değerler kaynağıdır... Kur’an, hayat programını düzenlemek ve hayat kanunlarını belirlemek üzere inen ilahî vahiy ve sözlerdir... Kur’an-ı Kerim’de, Ehl-i Beyt’den bahsedilirken iki üslup kullanılmıştır: 1-Onlara özel bir unvan vererek onlardan bahsetmiştir. Tathir Ayeti’nde “Ehli Beyt” olarak, Meveddet Ayeti’nde de “Kurba” (Peygamber’in yakınları) olarak onlardan söz edilmesini buna örnek olarak verebiliriz. Bu konuda birçok ayet nazil olmuş ve Sünnet-i Nebevî o ayetleri açıklamıştır; müfessirler ve raviler de, onları kendi hadis ve tefsir kitaplarında nakletmişlerdir. 2-Onlarla ilgili olaylar ve vakıaları kaydetmiş, onların fazilet ve makamlarını anlatmış, onları övmüş ve ümmeti onlara yöneltmek istemiştir. Bu konularda birçok ayet inmiştir. Bu ayetlerin bazılarında, Mübahele Ayeti (Âl-i İmran, 61) ve İt'am Ayeti'nde (İnsan,sekiz) olduğu gibi, Ehli Beyt’den toplu olarak söz edilmiş, bazılarında ise Ehl-i Beyt’in bazı fertlerinden bahsedilmiştir. Örneğin; Maide Sûresi'nin 55. ayeti olan ve “Velâyet Ayeti” diye adlandırılan, “Sizin veliniz, yalnız Allah, O'nun Peygamberi ve iman eden, ibadet eden ve rükû halinde zekât verenlerdir.” ayetinde Hz. Ali’den bahsedilmektedir.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:46

    Bektâşî Tarîkatının Doğuşu:


    Allah bizi
    ve seni hayırlı işlerde başarılı kılsın ey kardeşim bil ki, bu
    tarikatın kurucusu ve saf ve berrak kaynağı Hacı Bektaş el- Horasânî
    demekle bilinen seyyid Muhammed’dir.


    Hacı Bektâş
    Veli Hazretleri Horasan Vilayetinin Nişabur şehrinde doğmuş ve orada
    yetişmiştir. Horasan Hükümdarı II. İbrahim’in oğludur. Annesi ise, Şeyh
    Ahmed adlı Nişaburlu bir âlim zatın kızı olan Hatem Hatun’dur. O, daha
    çocuk yaştayken akranlarından takva yönüyle, karakter ve mizaç olarak
    ayrılmış, bu yöndeki üstünlüğü bariz bir şekilde ortaya çıkmıştır.
    Asrında ilim erbabının şeyhi sayılan Hoca Ahmet Yesevî’nin halifesi
    Şeyh Lokman’dan ilim öğrenmiştir. Bu zat, takvası, dine olan bağlılığı
    ve daha bir çok üstünlüğü ile tanınmaktaydı.


    Hacı Bektaş
    Veli Hazretleri hocasından pozitif ve dînî ilimler tahsil etmeye
    başlayınca, üstünlüğü ve keskin zekâsı hocası tarafından hemen
    farkedilmişti. Hocası yeni bir derse başladığında, o bütün dersi hızlı
    bir şekilde anlıyor, bir başka derse geçmek istiyordu. Diğer öğrenciler
    aynı dersleri okumak için aylarca çalışarak ancak ona
    yetişebiliyorlardı.


    Hacı Bektaş
    Veli efendimiz hocasından dersini tamamladıktan sonra Allah’la başbaşa
    kalmayı tercih etmiş, bir yerde yalnızlığa çekilmiştir. O, uzun bir
    süre kendini ibadete verdi. Sonra büyük Şeyh Ahmet Yesevî Hazretleriyle
    görüştü. Ahmet Yesevî Hazretleri ona; “Senin için Sulucakarahüyük’ü
    vatan olarak seçtik” diyerek onu Anadolu’ya göndermiştir.


    Hacı Bektaş
    Veli Şeyhinin bu sözünü duyunca, hemen onun öğütlerine ve işaretine
    uygun olarak, önce Necef’e gitti. Orada Hz. Ali efendimizin kabrini
    ziyaret ederek kırk gün yüce hazretin yanında kaldı. Orada kaldığı süre
    içinde her zamankinden daha fazla ibadet ve zikir yaptı. Oradan
    Mekke’ye geçti. Burada üç yıl kaldı. Mekke’den Medine’ye geçti.
    Medine’de Peygamberimizin mübarek kabrini ziyaret ettti. Yine bu
    seferleri sırasında kırkar gün Şam ve Kudüs’te kaldı. Sonra Halep’e
    oradan Bustan mevkiinde bulunan Ashâb-ı Kehf’in mağrasını ziyaret etti.
    Hacı Bektaş Veli Hazretleri Şeyhinin işaret ettiği Sulucakarahüyük
    köyüne varıncaya kadar yolu üzerinde ne kadar yatır ve türbe varsa
    hepsini ziyaret etti. Oraya ulaşınca irşad görevine başladı. Kısa
    sürede fazileti ve ilmiyle insanlar onu tanıdı. Ünü o civara yayıldı.
    O, Sultan Orhan Gazi zamanına kadar, yani 837/l433[9] yılındaki
    vefatına kadar insanları aydınlatmaya, öğretilerini yazmaya devam
    etmiştir.


    “Bektaşîlik” kelimesi onun ahirete gidişinin ebced hasabıyla tarihini vermektedir.

    Yüce Veli
    kendisinden sonra yaklaşık üçyüzaltmış halife bırakmıştır. Bunların en
    tanınmışının ilki: Seyyid Cemaleddin Sultan’dır. Kendisi Balıkesir
    civarında medfundur.


    İkincisi,
    Kolu Açık ismiyle bilinen Hacım Sultan da denilen Şeyh Receb’tir. Bu
    zat da kendi adıyla anılan, Uşak şehrine üç saat uzaklık daki köyde
    medfundur. Şeyh Receb aynı zamanda Hacı Bektaş Hazretlerinin amcasının
    oğludur.


    Üçüncüsü,
    Hacı Bektaş Hazretlerine abdest almakta hizmet eden, “İbrik Sahibi”
    diye anılan Sarı İsmail’dir. Bu zat da Denizli’nin Tavas bölgesinde
    medfundur.


    Dördüncüsü
    ise, Ulu Şeyhin özel hizmetinde bulunan Resul Baba ismindeki kişidir.
    Bu da Altuntaş yöresinin Beşkarış bölgesinde medfundur. Allah hepsinden
    razı olsun ve himmetlerini üzerimizden eksik etmesin.


    Büyük Şeyhin
    Velayetname isimli muhteşem eserinde kendi hayatı ve menkıbeleriyle
    ilgili bir çok bilgi bulunmaktadır. İsteyen kardeşlerimiz oradan bu
    yüce yolun özelliklerini ve ulularının hikâyelerini okuyabilir.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:46

    Tarikatın Şeyhlik Silsilesi:


    Bektaşîlik tarihini dikkatle inceleyen birisi, bu tarikatın kurucusunun hiç evlenmediğini görecektir. Kendisinden sonra tarikatın başına İdris oğlu Şeyh (Hızır Lâle Sultan), ondan sonra Hızır Lale oğlu Şeyh (Resul Bâlî Sultan), ondan sonra da Resul Bâlî oğlu Şeyh (Yusuf Bâlî Sultan) geçmiştir. Bir süre böyle devam etmiş, Şeyhlik nesilden nesile, babadan oğula geçmişti. Bu dönem tarikatımızın tarihinde “Çelebi Ailesi” adıyla anılır. Bu dönemin sonunda altıncı şeyhin yani Balım Sultanın oluşturduğu ve kendilerine “Baba”,(yani manevi baba anlamına gelen) lakabıyla anılan ve sadece evlenmemiş dervişlerden oluşan, babası şeyh olmayan bir gurup, tarikatın yönetiminde yer almıştır.

    Mücerred (Hiç evlenmemiş derviş) dervişler, dünyanın zevk ve eğlencelerinden elini çekmiş, sadece ibadet ve zikirle meşgul olan bir gurup müritten oluşmaktaydı. Bunlar büyük tekkelerde kalırlardı. Başlarında ise, kendi içlerinden seçilen, ulu bir şeyh bulunurdu. Bu şahıs diğer müritler için baba yerine geçiyordu. Bundan dolayı o şahsa “Baba” diye hitap ederlerdi.

    Balım Sultan vefat ettikten sonra, Çelebi Sülalesi ile Mücerred dervişler arasındaki şeyhlik kavgası şiddetlendi. Dervişlerin çoğu geçim sıkıntısına düştü. Yaklaşık otuzaltı sene, Mücerredîn denilen dervişler başsız kaldı. Bu durum, devlet adamlarından güç ve iktidar sahibi Sersem Ali Baba’nın tarikata girmesine kadar devam etmiştir. Sersem Ali Baba tarikata girdikten sonra hiç evlenmedi ve kendini ibadete verdi. Dervişler onun etrafında toplandı, o da onların liderliğine soyundu. Böylece otuzaltı yıllık kopukluk onunla tekrar birleşmiş oldu. Bundan sonra dünya zevklerinden yüz çevirmeleri ve tekke işlerine daha fazla zaman ayırmalarından dolayı şeyhler, Mücerredîn’den seçilmiştir.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:47

    Tecerrüd (Bekar olma, evlenmeme)’ün Anlamı:

    Tecerrüd tarikatın şartlarından, farzlarından ve rükünlerinden biri değildir. Ancak o, seçime bağlı, kişinin kendi iradesiyle seçtiği bir iştir. Bu tamamen mürid’in kendisine bırakılmıştır. Kendisini buna hazır hissettiği zaman isterse bu işe soyunabilir. Ehil olan ve dervişler arasında takvasıyla, faziletiyle tanınanlar dervişlik hırkası giymeye, tac ve sarık sarmaya hak kazanmış olur. Sonunda da halifelik icazeti almaya namzet bir derviş olmuş olurlar. Balım Sultan Hazretlerinin babası Mürsel Baba da bu tarikatın şeyhleri arasındaydı. Kendini dünya bağlarından koparmaya söz vermiştir. Ancak o, mürşidin emriyle ihtiyar olduğu hâlde evlenmiştir. Bu evlilikten Balım Sultan dünyaya gelmiştir. Bundan anlaşılıyor ki, tarikatın şeyhleri ”Nikah sünnetimdir. Kim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir” hadis-i şerifinin manasını hakke’l-yakîn (açık olarak) bilmekteydiler. Yine onlar, “Evleniniz, çoğalınız kıyamet günü ümmetimin çokluğu ile övüneyim” hadisinin manasını da şüphesiz açıkça bilmekteydiler. Onların görüşlerinde, peygamberin sünnetinden yüz çevirmek gibi bir durum söz konusu değildi. Ancak, dünyadan ve onun içindekilerden vazgeçmek onların birinci amacıydı. Bu konudaki düşünce ve hareketleri diğer mutasavvıfların görüşleri gibiydi. Onlara nikahın farz-ı kifaye olduğu, onu terketmenin günah olmayacağı, gücü yetenin dünyanın bağlarından kendisini kurtarabileceği öğretilmişti. Kalpleri dünya ve onun içindekileriyle meşgul olmuyor, maddî dünyanın lezzetlerinden arınıyorlardı. Onlara hakiki bir zâhidin hissettiği derin manevî lezzetler daha hoş geliyordu. İşte gerçek mücerred, gerçekten arınan, ilim ve irfanla donanmış, nefsini terbiye etmiş, bütün kötülüklerden temizlenmiş, bütün hilelerden ve şeytanın vesvesesinden uzaklaşmış, kalbi Allah aşkıyla dolu, şeriatı yaşayan, tarikatın gereklerini yerine getiren, irfan ve hakikat derecesine ulaşan insan demektir.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:48

    Dervişlerin Âdâbı Hakkında:


    Sana tarikatta tecerrüdün manasını bir nebze anlattık. Bütün bu anlattıklarımızdan sonra, tarikattaki gerçek dervişde bulunması gereken sıfatları bilmen de uygun olacaktır. Bunlar pek çoktur. Ancak zihinlerde kalması açısından burada yirmi tanesini saymakla yetineceğiz:

    1. 1. Tövbe ve öğüt,

    2. 2. Allah korkusu ve kendini ibadete verme,

    3. 3. Tecerrüd. O, ruhun duruluğunu sağlar. Oysa evlat ve dünya işleri aklı sürekli meşgul ettiği, ibadete engel olduğu için bir bağ gibi görülmüştür. Bu yüzden tecerrüd, hakiki bir dervişe gereklidir. Ancak, bu şart değildir.

    4. 4. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaata uymak ve bid’at ve hurafelerden uzak durmak,

    5. 5. Haram maldan kaçınmak, farz ve sünnetleri yapmak,

    6. 6. Sabır,

    7. 7. Zikre devam etmek ve dersleri okumak,

    8. 8. Şeytanın vesvese ve kışkırtmalarına üstün gelmek,

    9. 9. Cimri olmamak,

    10. 10. Cömert olmak,

    11. 11. İftira atmaktan kaçınmak,

    12. 12. Kendini bilmek,

    13. 13. Mürşidin huzurunda edebli ve alçak gönüllü olmak,

    14. 14. Sevgiyi huy edinme ve kinden kaçınma,

    15. 15. Doğru ve gerçekleri açıkça söyleme,

    16. 16. Şeyhe verdiği sözde durmak. Çünkü sözde durmamak imanın zayıflığının bir alâmetidir,

    17. 17. Mürşitle hürmetkâr ve edebli bir şekilde konuşmak,

    18. 18. Yumuşak huylu ve kibar olmak,

    19. 19. Her durumda mürşiti hissetmek, onu özümsemek, daima mürşit yanındaymış gibi davranmak,

    20.Her durumda Allah’tan razı olmak, şükretmek..


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:48

    Mürşid-i Kâmil’in Sıfatları:


    Gerçek derviş biraz önce saydığımız sıfatlarla donandığında, güvenilir bir nasihatçı, müriti doğru yola yönlendiren biri olarak, makamına layık olması için bazı sıfatlara, bazı özelliklere sahip olması gerekir. Burada yirmi maddeyle bunları özetleyeceğiz:

    1. 1. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat yolunda olması,

    2. 2. Olayların özüne inebilme kabiliyetine sahip olması,

    3. 3. Akıllı ve bilinçli olmaksı dervişlere nasihatte bulunması,

    4. 4. Cömert olması,

    5. 5. Düşüncesini söylemekte cesaretli olması, doğruyu söylerken kınayanların kınamasından korkmaması,

    6. 6. Kadınlardan ve şehvetten sakınması,

    7. 7. Dünyanın ipinden kurtulmuş, müritlerin malına göz dikmemiş olması,

    8. 8. İbadet etmek hususunda, zarurî durumları bile aşmış, dünyanın sıkıntılarını berteraf etmiş olması,

    9. 9. Yumuşak olması,

    10. 10. Affedici olması,

    11. 11. İyi ahlâklı olması,

    12. 12. Müridi işinde çalıştırmaması,

    13. 13. Eli açık olması ki, bu Ehl-i Beytin özelliklerindendir,

    14. 14. Tevekkül sahibi olması. Yani işleri Allah’a havele etmesi,

    15. 15. Daima Allah’tan razı olması ve ona teslim olması,

    16. 16. Kazaya (başa gelene) razı olması,

    17. 17. Vakarlı (ağırbaşlı), sözünde duran, güvenilir birisi olması,

    18. 18. Aceleden kaçınması , hızlı olmak gerektiğinde de ağır davranmaması,

    19. 19. Vaadine ve sözüne doğru olması,

    20.Tüm söz ve hareketlerinde şahsiyet sahibi olması.

    Tarikata Ait Bazı Terimler:


    Bu tarikat, bazı sıfatlarla ayrıcalık kazanmıştır. Bu sıfatlardan önde gelmesi gerekenlerden bazısı şöyledir: Bağnazlığa ve bölücülüğe varmayan Ehl-i Beyt[10] sevgisi. Bu sevgi Bektaşîlikte övünülen işlerden biridir. Öyle ki, onların virdleri (okudukları dualar) neredeyse Resulullah’ın ve Ehl-i Beyt’in sözünden dışarı çıkmamak, onların buyruklarına uymak hususunda saf bir zikirdir. Bunları gelecek bölümlerde göreceksiniz. Diğer tarikatlarda da kullanılan ortak deyimlerden bazıları şöyledir:


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:49

    Tevellâ ve Teberrâ’nın Manası:


    Kelime manası, insanın peygamberlerin sevdiğini sevip, sevmediğini de sevmemesi, kötü olan şeylerden uzak durmasıdır. İstilâhi manası ise, bir müritin Ehl-i Beyt’i ve onu sevenleri sevmesi, ona düşman olanlara da düşman olması kin duymasıdır.

    Tasavvutdaki gerçek manası ise, Allah’ın rızasıdır. Yani nefsini, kalbini Allah’tan başka her türlü şeyden temizlemektir. Şöyle ki, bir sûfî aşk derecesine ulaşmışsa o, artık dünyanın tüm zevk ve bağlarından kurtulmuş, kalbinde Allah’tan başka kimsenin sevgisi kalmamış demektir.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:50

    Dört Kapı Kırk Makam’ın Manası:


    Dört kapı: Tarikatta kapılar dörttür. Makamlar ise, kırktır. Erkan (Esaslar) ise, on yedi dir. Menzil (varılacak yer) üçyüzaltmışdır. Velilik derecesi onikidir. Velilik için yedi daire vardır. Her velilik dört kısımdır. Mezhepler dörtdür. Millet tekdir. İnsanlar yetmişüç kısımdır. Onlardan sadece birisi kurtulacak olan topluluktur. Geriye kalan yetmişikisi ise, dalalettedir, sapkınlıktadır.

    Dört kapıya gelince bunlar; Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikattır. Bu kapılardan her birinin on makamı olup, toplam kırk makamdır.

    Mutasavviflar nazarında şeriat farzdır. Yani ona muhakkak uyulması gerekir. Tarikat vacib, Marifet sünnet, Hakikatda nafiledir. Onlar “Şeriat ana, tarikat baba, marifet evlat, hakikatda torundur” derler. Şeriat kapısının on makamı şunlardır:

    1. 1. İman. Kur’an’da “Ey iman edenler...” diye buyrulmaktadır.

    2. 2. İlim “Rabbe kul olunuz” buyurmaktadır.[11]
    3. 3. İslamın farzları. Yani namaz, zekat, hac, oruç. Bu hususta ayetler çoktur.3. 3.


    4. 4. Helal kazanç elde etmek ve faiz ve tefecilikten uzak durmak. Bu hususta yüce kitabımızda “Allah alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır” buyrulmaktadır, [12]

    5. 5. Haramdan uzak olmak,

    6. 6. Hayız (Özel haller) dönemlerinde kadınlarla ilişkide bulunmamaktır. “Hayız zamanlarında kadınlardan uzaklaşın”[13] buyurulmaktadır.

    7. 7. Şeriat dahilinde olmak “ Allah’ın yolu ondan önceki resûllerin gittiği yoldur”

    8. 8. Şefkat,

    9. 9. Temiz yiyecekler yemek ve temiz giyinmek,

    10. 10. İyiliği insanlara telkin etmek.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:50

    Tarikat Kapısının On Makamı:


    1. 1. Mürşide biat edip, yani ona söz verip, tevbe etmek,

    2. 2. Müritin istekli olması,

    3. 3. Başı traş etmek, elbiseyi azaltmak, yani basit ve sâde giyinmek,

    4. 4. Nefisle mücadele etmek,

    5. 5. Hürmetkâr ve saygılı olmak,

    6. 6. Allah’tan işlenen günahların cezası hususunda korkmak,

    7. 7. Allah’a hüsn-ü zanda bulunmak. Onun verdiklerine iyi gözle, temiz düşünceyle bakmak,

    8. 8. Dersini yapmak, hidâyet ve secde,

    9. 9. Dostluk, nasihat ve sevgi.

    10. 10. Aşk, Allah özlemi, saflık, duruluk ve alçak gönüllülük


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:51

    Marifet Kapısının On Makamı:


    1. 1. Edep,

    2. 2. Korku (Allah’tan),

    3. 3. Sabır,

    4. 4. Kanaat,

    5. 5. Haya (Utanma),

    6. 6. Kerem (Cömert ve eli açık olma),

    7. 7. İlim (maddi ilim),

    8. 8. Zühd (İbadete yönelme),

    9. 9. İrfan (Manevi ilim sahibi olma),

    10. 10. Kendini bilme.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:51

    Hakikat Kapısının On Makamı:


    1. 1. Tevâzû (alçak gönüllülük),

    2. 2. Gıybet (koğculuk)’ten kaçınma,

    3. 3. Kanaat,

    4. 4. Diğer yaratılmışlarla birlik (Hiçbir yaratığa eziyet etmemek)

    5. 5. Her işte Allah’a dayanmak, işleri ona havale etmek,

    6. 6. Arkadaşlık ve sırları ortaya koymak,

    7. 7. Sırrın makamı.,

    8. 8. Teberra (dost edinme)’nın makamı,

    9. 9. Münacat (yalvarma),

    10. 10. Kalb gözünün açılması ve Allah özlemi


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:52

    Zikir Öğretme ve Söz Alma:

    Tarikatınızın ucu efendimiz Hz. Ali (K.V.)’ye uzanmaktadır. Velilik sırları da onda düğümlenmektedir. Tarikatın incelikleri onun çocuklarndan torunlarına, onlardan da bütün ulu şeyhlere geçmektedir. Onların hepsi de bir tek nurlu yola ulaşırlar. Allah’a giden yollar onun yarattıklarının nefeslerinin sayısıncadır. Bu yolların hepsi de sadece ona çıkar. Ancak erkânlarına ve tarikat büyüklerine göre bu yollar değişik isimler almıştır.

    Tarikatımızın bu silsilesi doğru bir şekilde günümüze kadar gelmiş ve bu silsile Doğu’nun ve Batı’nın sultanı, Allah’ın şerefli kulu Ebû Tâlib’in oğlu Ali’ye dayanmaktadır. Peygamber efendimize “Ya Resullallah! Bana Allah’a en yakın, onun katında en faziletli ve insanlara da en kolay gelen yolu söyler misin?” diye soran Hz. Ali’ye Peygamber efendimiz şöyle cevap vermiştir:”Benim peygamberliği elde ederken yaptığım şey, senin de yapman gereken şeydir” dedi. Hz. Ali bu bahsettiğin şey nedir? diye sordu. O da, “Tek başına olduğun zamanlar daima Allah’ı zikret” Hz.Ali Efendimiz biraz şaşırarak buyurdular ki: “Yâ, Resulallah Allah’ı zikretmenin fazileti bu kadar çok mu? (oysa) bütün insanlar zikrediyor” Alemlerin efendisi buyurdu ki, “Ey Ali yeryüzünün Allah, Allah diyen bir kişi kaldığı sürece kıyamet kopmayacaktır.” Bunun üzerine Hz. Ali, “Ey Allah’ın resulu nasıl zikir yapayım” buyurdu. Efendimiz (S.A.V.) “Gözlerini kapa ve dinle. Ben üç kere zikredeceğim, bana kulak ver” buyurdu ve üç defa “Lâ ilâhe illallâh” dedi. Bunu yaparken sağdan sola doğru yapıyordu. Peygamberin yüksek sesle yaptığı bu zikri Hz. Ali efendimiz dikkatle dinliyordu.

    İşte Allah’ın resûlünün Hz. Ali efendimize öğrettiği bu zikir tevhid kelimesiydi. Hırka ve sarıkta da durum böyleydi. Onunda öğreticisi peygamber olmuş, daha sonra şeyhten şeyhe devrederek sünnet veya âdet şeklinde süregelmiştir. Müritler şeyhlerden bunları öğrenmişlerdir. Bu mübarek sünnet yüce Bektaşî tarikatında uygulanagelmiştir. Hafî (gizli) zikir, Yusuf el-Hemedânî’den Abdülhalik el-Ğucdevânî’ye, sonra Ahmed el-Yesevî’ye ondan da Şeyhi Lokman el-Horasânî yoluyla Hacı Bektaşî Veli Hazretlerine kadar ulaşmıştır.

    Bektaşî dervişleri daima kalpleriyle Allah’ı zikretmişler, hiçbir zaman gösterişe kaçmamışlar, bağırıp-çağırıp üstlerini başlarını yırtmamışlardır. bektaşi dervişleri de bu âdete uyup sadece kalpleriyle zikretme yolunu tutmuşlardır.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:53

    Tarikat Tâcı:

    Bektaşî dervişlerinin şiarı olan tacın saf yünden olması ve on iki diliminin bulunması gerekir. Dört dilimli taca gelince, bu Edhemî tacıdır[14] ve bazı Bektaşî dervişlerinin teberrüken (bereketlenmek için) giydikleri, çoğunlukla Bununla beraber Bektaşî tâcı dört ana dilimi fazladan da on iki dilimin olan tacdır. Buradaki dört dilim dör ana kapıyı temsil eder ki bunlar; Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikattır. Oniki dilim ise, “Lâ ilâhe illâllah Muhammeden Resulullah” kelimesinin sırrını temsil eder.

    Başına Bektaşî tâcı giyen bir derviş oniki sıfatla donanmış olması gerekir ki, bu sıfatlar onun kalbî zikirde, huşû ve takvada ulaştığı mertebeyi gösterir. Bu oniki sıfat şunlardır.


    1. 1. Cehalet elbisesinden soyunup, ilimini artırmaya çalışmak. Allah Teala şöyle buyurur: ”Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” [15] Yine bu konuyla ilgili Resûlü Ekrem Efendimiz şöyle buyurur; “Alimler Peygamberlerin mirascılarıdır” Yine başka bir hadis-i şerifinde Allah Resûlü “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” buyurmuştur. Bu hususta çok sayıda ayet ve hadis bulunmaktadır.

    2. 2. İsyandan uzak durmak, Allah’a, peygambere ve devlet başkanlarına itaat etmek. Allah (c.c.) Kur’an’da “Allah, peygamber ve sizden olan emirlere itaat ediniz” buyurmuştur. [16]

    3. 3. Nefsin arzu ve isteklerinden kaçınmak. Rabbimiz şöyle buyurur: “Fakat kim bu Rabbinin makamından korkmuş ve nefsini hevadan nehyetmiş ise, artık cennet de onun için bir yurttur.”[17]

    4. 4. Gafleti ve uyuşukluğu terkedip, Allahı zikretmekte devamlılık. Allah: “Allah’ı çok zikredin”[18] buyurmuştur.

    5. 5. Açgözlülükten kaçınıp, kanaatkar olmak. Çünkü kanaat gizli bir hazinedir.

    6. 6. Tevekkül, yani işleri Allah’a havale etmek. Bu hususta da şöyle buyurulmaktadır: “Her kim Allah’a dayanır ona bağlanırsa, artık Allah ona yeter”[19]

    7. 7. Kendini ibadete verme ve dünyanın bağlarından kurtulmak.

    8. 8. Aşırı arzulardan ve haddi aşmaktan kaçınmak, takvaya sımsıkı sarılmak. Allah Teala şöyle buyuruyor: “ Sizin en şerefliniz en çok Allah’tan korkanınızdır.”[20]

    9. 9. Büyüklenmeyi terketmek, alçak gönüllü olmak.

    10. 10. Eziyet ve işkence yapmaktan uzak durmak, affetmeyi kendine şiar edinmek. Âyet-i Celile de şöyle denilmektedir: “Öfkelerini yenenler ve insanları affedenler. Allah Teala iyilik edenleri sever.”[21] Peygember efendimiz de “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır” buyurmaktadır.

    11. 11. Sabırlı ve ihtiyatlı olmak. Allah buyuruyor ki: “Şüphe yok ki, sabredenler için mükâfatları hesapsız olarak ödenecektir”[22]

    12. 12. Başa gelene razı olmak, nimetlere şükretmek. Allah buyurur ki: “Allah onlardan, onlar da Allah’tan razı olurlar” [23]


    Yine buyuruyor ki: “ Vallahi biz sizleri elbette biraz korku ile, açlık ile, mallardan, canlardan, mahsûlattan biraz eksiklikle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele. Onlar ki, kendilerine bir musibet gelse, biz Allah’tan geldik ona döneceğiz, derler.”[24]


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:53

    Cübbe Hakkında Bir Bölüm:

    Cübbe tarikatın vazgeçilmez öğelerinden biridir. Çünkü efendimiz Ali (K.V.) Hasan Basri Hazretleri’ne cübbe giydirmiş, ondan sonra da tarikatın şeyhleri arasında cübbe giymek âdet haline gelmiştir. Tasavvufta kullanılan deyimlerden olan “Kıbletü’l-Cübbe” deyimi “Mürşid” anlamına gelmektedir. Cübbenin ön tarafı “Kutb”u, sağ tarafı “sağ el”’i, sol tarafı “sol el”’i, iç tarafı da “setr”’i, yani örtünmeyi temsil eder. Cübbenin astarı Kutb’u, onun dışı “Kutb’u bilmeyi”, içi ise, “edeb”i ifade eder.

    Ve yine denilir ki, dervişlik cübbenin eteklerinde, icazet ve irade içinde, büyüklükse onun düğmelerindedir. Ön tarafında “Ya Sabûr, ya Şekûr, ya Kerim, ya Mecîd” (ey çok sabreden , ey çok şükreden, ey çok cömert, ey çok şerefli) ibareleri, arkasında ise “ya Vahid, ya Samed, ya Ferd” (ey tek olan, ey ebedi olan, ey eşi olmayan) sözleri vardır.

    Yine cübbe hakkındaki bir başka rivayette onun Cebrail aracılığı ile Allah katından yaratılmışların efendisi olan Peygamberimize gönderildiği hususu yer almaktadır. Bu yüzden de tarikat erbabı arasında cübbe, “dervişlerin onuru” olarak isimlendirilmiştir. Cübbeyi Allah Resûlu Hz. Ali’ye, o da oğlu İmam Hüseyin’e da Zeynel’l-Aba’ya vermiştir. Ondan da veraset yoluyla imam Rıza’ya, ondan İmam İbrahim’e, ondan silsile yoluyla Ahmed el- Yesevî Hazretleri’ne, ondan da ariflerin sultanı Hacı Bektaş Veliyyü’l-Horasânî ki tarikatlarımızın kurucusu efendimiz geçmiştir.

    Tarikatımızın kurucusundan geriye kalanlar; Elifî bir tac[25], cübbe, seccade, mum, bir sofra bezi ve tarikat sancağıydı. Elifî tâc, uzun bir tac olup, Hacı Bektaş Hazretleri bu Mevlevî taclarına benzeyen tacı kendisi bizzat giymiştir. Hatta türbesinin başına, ölümünden sonra bu tac konulmuştur. Ancak tarikat büyükleri ona hürmetlerinden dolayı bu tacı giymemişlerdir.

    Tac ve cübbe ve onların peygamberden Hz. Ali’ye geçmesi konusunda mutasavvuflar arasında görüş ayrılığı vardır. Bu konuda Zeyneddin el-Hâfî “Şerhu Avârifi’l- Meârif” adlı kitabında, Muhyiddin Arabî de “Futuhâtül-Mekkiyye” adlı eserinde bu adetin Cüneydi Bağdâdî Hazretlerinden sonra başladığı söylenmektedir.

    Cübbe ve Tac konusu dine sonradan sokulmuş bid’atlardan değildir. Bid’at olsa bile, iyi bir amaca, hayırlı bir işe hizmet ettiği için bid’at-ü hasene (iyi ve faydalı bir yenilik) sayılır, ondan bir zarar gelmez. Tam tersi, İslam’ın özüne ve Doğu’nun iklimine daha uygun olduğu için kabul gören bir tarzdır.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:54

    Bektaşî Zikirlerinde Secde:

    Allah Teâla Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “Rabbim meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti de, Melekler: orada bozgunculuk yapıp, kanlar akıtacak birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek yüceltiyor ve seni takdis ediyoruz, dediler. Allah: Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim dedi. Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra eşyayı meleklere gösterdi. Eğer sözünüzde samimi iseniz bunların isimlerini bana söyleyin dedi. Cevap verdiler: Sen münezzehsin, öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen hem bilensin hem hükmedensin. Allah: Ey Âdem onların isimlerini söyle, dedi. Adem isimlerini söyleyince, Allah: Ben göklerde ve yerde görünmeyeni biliyorum. Sizin açıkladığınız ve gizlediğinizi de bilirim diye size söylememiş miydim dedi. Meleklere, Âdem’e secde edin demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkarcılardan oldu.”[26]

    Bu ayet bize insanın şeref ve üstünlüğünü açıkça göstermektedir. Ayrıca bu ayet bize ilmin faziletini, ibadetin faydasını ve Hz. Adem’in Rabbi katındaki yerinin yüceliğini de anlatmaktadır. Öte yandan Allah (c.c.) Hz. Adem’in ilim sahibi olmasından dolayı meleklerin ona secde ettiğini anlatmakla ilmin yüceliğini de bize bildirmektedir.

    Yine bu ayetin bize anlattığı hakikatler arasında; gururdan kaçınmanın önemi, onun insanı küfre götürdüğü, nitekim İblis’in de aynı hataya düşerek kafirlerden olduğu gerçeği de yer almaktadır.

    Bu anlamda, insanın kainatın temeli, ışığı olduğu, diğer yaratılmışlarınsa bu ışığın fânusu olduğu da vurgulanmaktadır.

    Bütün bu açıklamalardan amacımız, Bektaşî zikirlerindeki secdelerin, kibirden kaçınmak anlamına geldiğini, bunu temsil ettiğini bildirmek içindir. Bektaşîlikte rukû ve eğilerek şeyhten el alırken verdiği selam, secde etmek anlamında değildir. Çünkü, Allah’tan başkasına secde edilmez. Meleklerin Hz. Âdem’e secdesi de bu alamda bir secdeydi. Yani, ibadet maksadıyla değildi. Secde, Allah’ın verdiği emre uyma anlamında, itaat anlamında idi. Aynı durum, Hz.Yusuf’un kardeşlerinin ona secdelerinde de vardır. Onlar, ibadet amacıyla değil sadece hürmetlerinden dolayı Hz. Âdem’e secde etmişlerdir.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:55

    On Yedi Şerefli Kemerbest (Kemer Kuşananlar):

    Hz. Ali Efendimiz oğullarını cihada hazırlarken bizzat kendisi onları giydirir, donatır, lazım olan bütün silahları eliyle kuşatır, kemerlerini bizzat bağlardı. Bütün bunları yaparken oğullarının her biriyle Allah’ın güzel isimlerini beraber zikrederdi. Bu olaydan esinlenerek, Bektaşî tarikatının büyükleri, çoğu Kerbela’da şehit olan bu temiz insanlardan feyzlenmek için on yedi kemerbest diye bilinen bu insanların anısını canlandırmak için Kemerbest (Kemer Kuşanma) adetini uygulamışlardır. Şimdi ey tâlib, bu mübareklerin isimlerini ve babaları Hz. Ali efendimiz, kendilerine kemer bağlarken okuduğu Allah’ın isimlerini öğrenmek senin için bir borçtur:

    1. 1. İmam Hasan (R.A.) efendimiz. Ona “Yâ Allah” yüce ismiyle,

    2. 2. İmam Hüseyin (R.A.) efendimiz. “Yâ Rahmân” (çok acıyan) ismiyle,

    3. 3. İmam Hâdiyü’l- Ekber (R.A.) “Yâ Settâr (ayıp örtücü) ismiyle,

    4. 4. İmam Abdü’l-Vâhid Avn (R.A) efendimiz. Ona “Yâ Ğafûr” (Çok bağışlayan ismiyle,

    5. 5. İmam Ebû Bekr et-Tahir (R.A.). Ona “Yâ Tahir” (ey temiz ) ismiyle,

    6. 6. İmam Ömer et-Tayyib (R.A.). Ona “Yâ Nâfî” (ey fayda veren) ismiyle,

    7. 7. İmam Osman Turâb (R.A.) Ona “Yâ Mecîd” (ey şereflilerin en şereflisi) ismiyle,

    8. 8. İmam Muhammed Hanîfe (R.A.). Ona “Ya Rahim” (çok acıyan) ismiyle,

    9. 9. Abdurraûf (R.A.). Ona “Ya Şekûr” (çok şükreden) ismiyle,

    10. 10. İmam Ali Ekber (R.A.). Ona “Ya Avf” (ey avfedici) ismiyle,

    11. 11. İmam Abdulvahhab (R.A.). Ona “Yâ Vedûd” (çok seven) ismiyle,

    12. 12. İmam Abdülcelîl (R.A.). Ona “Yâ Gayyûm” (ezeli olan) ismiyle,

    13. 13. İmam Abdurrahim (R.A.). Ona “Ya Halîm” (ey yumuşak huylu) ismiyle,

    14. 14. İmam Abdulmuîn (R.A.).Ona “Ya Sabûr” (çok sabreden) ismiyle,

    15. 15. İmam Abdullah Abbas (R.A.). Ona “Yâ Semî” (herşeyi duyan) ismiyle

    16. 16. İmam Abdülkerim (R.A.). Ona “yâ Cebbâr (ey herşeye gücü yeten) ismiyle

    17. 17. İmam Abdüssamed (R.A.).Ona da “Yâ Latif” (ey incelik ve güzellik sahibi) ismiyle kemer kuşatırdı.

    Bununla birlikte Ehl-i Beyt’i düşmanlarına karşı savunan ve Allah yolunda kemer kuşanmış bir başka gurup daha vardır. Bunların başında Selman-ı Fârisî gelmektedir. Yine bu gurupta Ebû Bekir es-Sıddîk oğlu Muhammed, Haris oğlu Malik Eşter, Yasir oğlu Ammar ve diğer büyük sahabelerden ve tabiinden kişiler vardır.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:55

    Aşûre Günü Kutlamaları:

    Bektaşî tarikatına bağlı tekkelerde dervişlerin Muharrem ayını onuncu gününü Kerbela’yı hatırlamak bakımından kutlamaları âdet hâline gelmiştir. Bu dervişler- on günlük bir oruçtan sonra – bu kutlamaları yaparlar ve bu törenler esnasında şehit imamlara selat-ü selam ve olayın mahiyetine uygun ağıt ve kasideler okurlardı. Bu okunanların çoğu, Fuzûlî, Kâzım Paşa ve diğer Ehl-i Beyti seven şairlerin şiirlerinden seçilirdi. Törenin sonunda tekkenin şeyhi genel bir dua ile töreni bitirirdi.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:56

    Telkin (Nasihat Verme-Zikir Öğretme) ve Mübâya’a (Sözleşme):

    Tüm tarikatlarda Mübâya’a (sözleşme, ahd alma) Allah Teâla’nın şu sözü etrafında olduğu, bu sözden kaynaklandığı herkes tarafından bilinmektedir: “Ey Muhammed! Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler, Allah’a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir. Verdiği bu sözden dönen ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene Allah büyük ecir verecektir.”[27]

    İşte Bektaşî tarikatlarında da mürid ile şeyh arasındaki sözleşmenin delili olarak bu ayet gösterilmektedir.

    Şeyh ahidleşmeye (sözleşmeye) tövbe, istiğfar ve şahadet cümlelerini okuyarak başlar. Sonra yukarıdaki ayet-i kerimeyi okur. Ve müride dönerek: “ Sen şu anda Allah’a yakın olanların meydanındasın. Mürşidine teslimiyeti kabul ettin. Yalan söyleme, haram yeme, zina etme, fesatlık yapma, senin olmayan şeye el uzatma, görmediğini konuşma, bilmediğin şeyi konuşma, duymadığın şeyi söyleme, sana ne kabul et ne de etme demiyorum. Kim kabul ederse basîretinden dolayı gelmektedir. Kim ahdinden geri dönerse kendi aleyhine dönmüş olur.”

    Sözleşme Bektaşî tarikatında kapıları kapatmak olarak anlaşılır ki, bu Ruhu’l- Beyan Tefsiri’nde de bahsedildiği gibi şu olaya dayanmaktadır: Evs oğlu Şeddâd ve Sâmid oğlu İbad (R.Anhüma) dediler ki: “ Biz Allah’ın Resûlünün yanındaydık o bizlere dedi ki: İçinizde ehl-i kitap olanınız var mı? Biz de hayır ya Resûlallah deyince, bize kapıyı kapatmamızı ve ellerimizi kaldırmamızı emretti. Ellerimizi kaldırdık, resulallah elini ellerimizin üzerine koyarak şöyle dedi: “Allah’a şükürler olsun, ey Allah’ım sen beni bu kelimeyle gönderdin, onunla bana emrettin ve bu kelimeyle bana cenneti vadettin. Sen vaadinden dönmezsin dedi. Sonra da onlara dönerek: “Müjdeleyiniz, Allah sizi affetti.” buyurdu.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:56

    Hablü’l-Fidâ (Fedakârlık İpi) (Tîğbend):[28]

    Tîğbend diye isimlendirilen ve mürşidle mübâya’a sırasında boyna takılan ipin mahiyetini bilmek Bektaşî dervişleri için gereklidir. Bu ipin bağlanması, teslimiyet ve fedakârlığın simgesidir. Bu âdetin aslı, tarikat mensuplarının da aralarında birbirine naklettikleri şu hikâyeye dayanır: Halife Abdilmelik oğlu Hişam, İmam Muhammed Bâkır’ı öldürmek istediği zaman mübarek boynuna ipi geçirince, üç defa düğümledi. İmam, ilk düğümü atınca, Allah dedi. İp düğümlendi. İkinci defa Muhammed, dedi. İpe bir düğüm daha atıldı. Üçüncüde Ali, dedi. İp üçüncü kere düğümlendi. Bu arada imamın arkadaşlarından biri heyecandan ileri atılarak onlara: “ Bu kullandığınız ip nedir?” diye sordu. Onlar da: “Bu koyun bağırsaklarından yapılmış bir iptir” dediler. Bunun üzerine imamın arkadaşı: “Bu işe yaramaz, bana sık yünlü bir koç getirin.”dedi. Ona bir koç getirdiler, onu kesti, yününü eğirip bir ip yaptı. Bundan sonra koçun ayaklarını birleştirdi ve üç kere bağladı. Sonra ipi çözdü ve kendini o iple herkesin gözü önünde astı. Oradakiler bu kişinin yapmış olduğu ve uyguladığı işin asmak için en iyi yöntem olduğunu, adamın bunu kendilerine yardım etmek amacıyla yaptığını zandettiler. Onun yaptığı ipi ellerine alarak ipte sallanan imama doğru yaklaşıp, kendisini bu yeni iple asmaya niyetlendikleri zaman, imamın ruhunu çoktan teslim etmiş olduğunu gördüler.

    Aslında bu vefalı arkadaşın amacı, koçu bağlayıp çözerek işi uzatmak, böylece imamın çektiği acıyı onların zevkle izlemesini önlemekti. Bu olaya dayanarak Bektaşîlikte kullanılan bu ip (tîğbend) fedakârlığın ve vefanın bir göstergesi kabul edilmiş ve tarikatın başlangıcından bu güne kadar bir âdet şeklinde uygulanmıştır. Uygulamadaki üç düğüm, Allah’ı, Muhammed’i ve Ali’yi temsil etmektedir.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Admin Bir Ptsi Mayıs 25 2009, 10:57

    Zikir Meydanlarında Bulunan Post Hakkında:
    Bektaşî tarikatının zikir meydanlarından hapsinde belli yerlere konulmuş özel postlar vardır. Bu postlar, takva ve manevî derecesinden dolayı Allah’a yakın olan velilerin yerini temsil eder. Türkçe’de “Post” olarak adlandırılan ve yer, makam anlamına gelen bu postların sayısı on ikidir. Bunları aşağıdaki sıraya göre öğrenmek gerekir.

    1. 1. Makâmü’l- Übüvve (Baba postu) : Hacı Bektaş Veli’yi temsil eder.
    2. 2. Makâmü’t-Tabbâh (Aşçı postu): Onun sahibi Seyyid Ali Sultan’dır.
    3. 3. Makâmü’l -Hubbâz (Ekmekçi postu): Onun sahibi Balım Sultan’dır.
    4. 4. Makâmü’n- Nakîb (Nakib-Yardımcı-postu): Onun sahibi Kaygusuz Abdal’dır.
    5. 5. Mak

    Not: 10. SAYI - Yaz 1999


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH

    Sponsored content

    Geri: islam dini mezhep ve tarikatları.

    Mesaj tarafından Sponsored content

      Similar topics

      -

      Forum Saati Paz Kas. 19 2017, 05:38