ALEVİ CANLAR FORUMU

ALEVİ CANLAR FORUMU-TASAVVUF ARAŞTIRMA ,PAYLAŞIM

Aralık 2017

PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
    123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Takvim Takvim


    Alevilik-Bektaşi Sözlüğü > H

    Paylaş
    avatar
    alevi-veysel
    çalışkan üyeler

    Mesaj Sayısı : 998
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Alevilik-Bektaşi Sözlüğü > H

    Mesaj tarafından alevi-veysel Bir Çarş. Haz. 03 2009, 20:55


    HABÂİS: Kötülükler, kötü şeyler.
    HABÂSET: Kötülük, alçaklık, fenalık.
    HABB-HABBE: 1. Tane, tohum, 2. Parça.
    HABER-İ SÂDIK: 1. Doğru haber. 2. Peygamberimizin sözü, hadis.
    HABÎB: Sevgili, dost.
    HABİB-İ HÜDÂ: (Hüdâ’nın sevgilisi); Hz. Muhammed (s.a.v.).
    HABÎB-İ KİBRİYA: Kibriyanın sevgilisi. Hz. Muhammed (s.a.v.).
    HABİBULLAH: (Allah‘ın sevgilisi); Hz. Muhammed (s.a.v.).
    HABÎS: Kötü, alçak, pis.
    HABL: İp, urgan, halat.
    HABLÜ’L-METİN: Sağlam ip. İslâ-miyet, Kur’ân-ı Kerim.
    HABT: İptal etme, bozma, bozulma.
    HACALET: Utanma, utangaçlıkla şaşırma.
    HACCAC: 1. Irak valisi olup, Müslümanlara zulmeden Yusuf bin Sakifî’nin ünvanı. 2. Delil ile galip olan.
    HÂCET: İhtiyaç, gereklilik.DEF-İ HÂCET: Abdest bozma.ARZ-I HÂCET: Eksiğini, isteğini bildirme.
    HACR: 1. Men etme, yasak etme. 2. Kucak, oğuş, himaye.
    HACR-I TAHRÎM: Haramı yasaklamak.
    HADD: 1. Sınır. 2. Gerçek değer. 3. Şeriatçe verilen ceza.
    HADD-İ TAM: Tam sınırında, derecesinde, kıvamında.



    HADES: 1. Yeni olma, sonradan olma. 2. Abdesti tazelemeyi gerektiren şey, manevî pislik.
    HÂDİ: 1. Hud’a yapan, hileci, aldatıcı. 2. Fena, bozuk.
    HÂDÎ: Hidayet eden, doğru yolu gösteren, mürşit.
    HADİS: Peygamberimizin sözü.
    HÂDİSÂT: Yeni olan şeyler, olaylar.
    HÂDİSÂT-I ACÎBE: Şaşılacak, garib olaylar.
    HÂDİSE: Yeni olan, sonradan olan şey, olay.
    HADİS-İ KUDSÎ: Mânâsı Allah tarafından vahyedilen, lafzı Peygamberimize ait hadis.
    HAFA: Gizlilik, kapalılık.
    HAFAYA: Gizli şeyler, sırlar.
    HAFAZA: 1. Muhafızlar, koruyucular, bekçiler. 2. Koruyucu melekler.
    HÂK İLE YEKSAN: Toprakla bir yıkık, harap, yerle bir.
    HÂK: Toprak.
    HAKAİK: Hakikatler, gerçekler.
    HAKAİK-İ SÂBİTE: Değişmez hakikatler.
    HAKAMEYN: İki hakem: Sıffîn vak’asında Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasında hakem seçilen Amr b. Âs ile Ebu Musa el-Eş’arî.
    HAKAYIK: Hakikatler, gerçekler.
    HAKEM: Bir işte karar vermeye yetkili kişi.
    HAKÎKAT: 1. Bir şeyin aslı, mahiyeti. 2. Gerçek, doğru. 3. Sadakat kadirbilirlik. Sözlük anlamıyla söylenen söz.
    HAKÎM: 1. Âlim, bilgin. 2. Doktor. 3. Hikmeti bilen, filozof. (Allah‘ın isimlerinden)
    HÂKİM: Hakim, yargıç, hüküm veren, hükmeden, hükümran olan, üstün olan.
    HAKÎM-İ MUTLAK: Allah.KİTAB-I HAKÎM: Kur’ân.
    HÂKİMİYET: Hakimlik, üstünlük, egemenlik.
    HAKİR: İtibarsız, değersiz, önemsiz.
    HAKK: Doğruluk, insaf, hak. (Allah‘ın isimlerinden biri)
    HAKK-I MÜDAFAA: Savunma hakkı.
    HAKK-I MÜKTESEB: Elde edilmiş hak.
    HAKK-I ŞİRB: İçme, hayvan veya tarla için su olma hakkı.
    HAKKU’L-YAKÎN (HAKKE’L-YAKÎN): Bilgi ve marifet mertebelerinin en yükseği, bizzat yaşayarak elde edilen bilgi, gerçeğin özünü kavramak.
    HAKŞİNASLIK: Doğruyu, hakkı tanımak.
    HALÂL: 1. Dostluk. 2. İki nesne arası açık olmak.
    HALÂS: Kurtulma, kurtuluş.
    HALASKÂR: Kurtarıcı.
    HALÂVET: 1. Tatlılık, şirinlik. 2. Zevk.
    HALEF: Birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse, ardıl.
    HALET: Hal, suret, keyfiyet.
    HALET-İ İHTİZAR: Can çekişme hali, sakınılacak hal.
    HALET-İ NEZİ’: Ölüm hali, sekarat-ı mevt.
    HALF: Yemin etmek.
    HALHAL: Kadınların ayak bileklerine taktıkları altın veya gümüş halka, ayak bileziği.
    HÂLIK: Yaratan, yaratıcı. (Allah‘ın isimlerinden)
    HALÎL: 1. Dost. 2. Zevc, koca.
    HALÎME: Yumuşak huylu kadın. (Peygamberimizin süt annesinin adı)
    HÂLİS: Hilesiz, katkısız, duru.
    HALK: Yaratma, yaratılma.
    HALK-I CEDÎD: Yeniden yaratılış.
    HALK-I DÜ CİHAN: İki cihanın halkı, ölüler ve diriler.
    HALT: 1. Karıştırma. 2. Uygunsuz söz söyleme.
    HALVET: 1. Yalnız kalma, tenhaya çekilme. 2. Tenha yer, ibadet için tenha hücre.
    HÂM: Çiğ, olmamış.
    HAM: Eğri, bükülmüş.
    HAMD Ü ŞÜKRAN: Allah‘ı minnet ve şükranla övme.
    HAMD: 1. Övgü, medh. 2. Allah‘a şükran hislerini bildirmek.
    HAME: 1. Yük. 2. Ana karnındaki çocuk.
    HAME: Balçık, çamur
    HAMEİN MESNUN: Değişken balçık.
    HÂMÎ: Himaye eden, koruyucu.
    HAMÎD: Allah‘ın adlarından.
    HÂMİD: Hamd eden, şükreden. (Hz. Muhammed (s.a.v.)’in lakabı.)
    HAMİE: Balçıklı, çamurlu.
    HÂMİL: 1. Yüklü. 2. Gebe.
    HÂMİLE: Gebe kadın.
    HÂMİŞ: Mektubun altına ilave edilen yazı, hâşiye, dipnot.
    HAMR: Şarap.
    HAMÛLE: 1. Yük. 2. Gemi yükü.
    HANEDAN: Kökten asîl ve büyük aile, ocak.
    HANİF: İslâmiyetten önce Allah‘ın birliğine inanan ve Hz. İbrahim dinine bağlı olan kimse.
    HÂRÂBAT: Harabeler, viraneler, meyhaneler. (Ziya Paşa’nın meşhur antolojisi).
    HARABE: Şehir ve ev yıkıntısı, virane.
    HARBÎ: 1. Harble ilgili. 2. Savaş yerinde bulunan ve Müslüman olmayan kimse. 3. Anlaşma yapılmamış düşman. 4. Tüfek doldurma âleti.
    HAREC: 1. Darlık, sıkıntı, zorluk. 2. Günah.
    HAREM: 1. Girilmesi serbest olmayan yer. 2. İhrama girilen yerden itibaren Kâbe’ye doğru olan kısım.
    HAREM-İ ŞERİF: Kâbe ve civarı.
    HARİKULÂDE: Olağanüstü, eşi görülmemiş.
    HARS: 1. Tarla sürmek. 2. Yarmak. 3. Ekin, kültür.
    HASÂNET: Bir bina veya yapının sağlamlığı.
    HASB: Göre, nazaran, gereğince.
    HASBE: Kızamık hastalığı.
    HASBE’L-ÂDE: Âdet gereği, alışıldığı gibi.
    HASBE’L-BEŞERİYE: İnsanlık gereği.
    HASBETEN LİLLAH: Allah rızası için.
    HASEB: Baba tarafından gelen soyluluk, asalet.
    HASED: Haset, kıskançlık, çekememezlik.
    HASENÂT: İyilikler, güzel işler.>>>>
    avatar
    alevi-veysel
    çalışkan üyeler

    Mesaj Sayısı : 998
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: Alevilik-Bektaşi Sözlüğü > H

    Mesaj tarafından alevi-veysel Bir Çarş. Haz. 03 2009, 20:56

    HASENE: İyilik, güzel iş.
    HASF: Yere batma, ışığı sönme.
    HÂSIL: Husûle gelen, peyda olan, çıkan, üreyen.
    HÂSILA: Bir işten elde edilen sonuç.
    HÂSIL-I KELAM: Sözün özeti.
    HÂSİD: Haset edilen, kıskanç.
    HÂSİR: 1. Hasret çeken, meramına kavuşamayan. 2. Zarar görmüş.
    HASÎS: 1. Nekes, cimri. 2. Alçak, değersiz.
    HASLET: Tabiat, huy, yaratılış.
    HASR: 1. Sıkıştırma. 2. Etrafını çevirme, mahsus kılma, tahsis etme.
    HASR-I EVKAT: Bütün vakitlerini o işe verme.
    HASR-I NEFS: Kendini o işe adama.
    HASSA ORDUSU: Hükümdarın kendine mahsus ordusu.
    HÂSSE: Bir şeye mahsus olan kuvvet, duygu.
    HAŞERAT: 1. Küçük böcekler; Karınca, akrep, yılan gibi hayvancıklar. 2. Değersiz ve zararlı adamlar.
    HAŞÎN: Katı, sert, kırıcı, kaba.
    HÂŞİR: Toplayan, bir araya getiren.
    HAŞİYE: Dipnot.
    HAŞR Ü NEŞR: Toplayıp dağılma, haşir neşir.
    HAŞR: 1. Toplama. 2. Ölüleri diriltip mahşere çıkarma. 3. Kur’ân’-ın 59. sûresi.
    HAŞYETULLAH: Allah korkusu.
    HATA: 1. Yanlış, yanılma. 2. Günah.
    HÂTEM: Mühür.
    HATEMÜ’L-ENBİYA: Peygamberlerin sonuncusu: Hz. Muhammed (s.a.v.).
    HÂTİM: 1. Mühürleyen, mühürleyici. 2. Bitiren, sona erdiren.
    HÂTİME: Son, nihayet.
    HATT: 1. Çizgi. 2. Satır. 3. Yazı.
    HATT-I KUR’ÂN: Kur’ân yazısı.
    HAVÂİC: İhtiyaçlar.
    HAVÂRİYYÛN: Hz. İsa’nın oniki kişiden ibaret olan ashabı.
    HAVASS: 1. Hasseler, duyular. 2. Muhterem ve seçkin kişiler.
    HAVASS-I HAMSE: Beş duyu. (Görme, tatma, işitme, dokunma, koklama)
    HAVÂYİC-İ ASLİYE: Aslî ihtiyaçlar.
    HAVF VE RECA: Korku ve ümit.
    HAVF: Korku, korkma.
    HÂVİ: İhtiva eden, içine alan, şâmil, içeren.
    HÂVİYE: Cehennemin yedinci katı, en şiddetli yeri.
    HAVL: 1. Sene, yıl. 2. Etraf, çevre. 3. Kuvvet, kudret.
    HAYA: 1. Utanma, sıkılma. 2. Ar, namus, edeb. 3. Günahtan kaçınma.
    HAYAT: Dirilik, canlılık.
    HAYAT-I BÂKİYE: Ölümsüz hayat.
    HAYAT-I BEŞER: İnsan hayatı.
    HAYAT-I FÂNİYE: Geçici hayat.
    HAYLİ: Oldukça. Epeyce.
    HAYR Ü ŞER: İyilik ve kötülük.
    HAYR: İyi, faydalı, hayırlı.
    HAYRET: Şaşma, şaşırma, ne yapacağını bilmeme.
    HAYRHAH: Hayır sahibi.
    HAYRÜ’L-BEŞER: İnsanların hayırlısı Hz. Muhammed.
    HAYRÜ’N-NÂS: İnsanların hayırlısı.
    HAYSİYYET: Şeref, onur, itibar, değer.
    HAYSİYYET-İ EBEDİYYE: Edebî itibar.
    HAYT: İplik, lif, tel.
    HAYT-İ ESVED: Siyah iplik, fecir Zamanı yavaş yavaş silinen gecenin karanlığı.
    HAYTÜ’L-EBYAZ: Beyaz iplik, fecir Zamanı, ufukta bir çizgi şeklinde beliren ve giderek artan sabah ağartısı.
    HAYY: 1. Diri, canlı. 2. Allah‘ın isimlerinden.
    HAYYE ALE’L-FELÂH: Toplanıp felaha gelin, haydin felaha.
    HAYYE ALE’S-SALAH: Toplanıp namaza gelin, haydin namaza.
    HAYYÜ’L-KAYYÜM: Her an diri olan, yöneten, düzenleyen.
    HAYZ VE NİFAS: Aybaşı hali ve lohusalık.
    HAYZ: Kadınlarda aybaşı hali akıntısı.
    HAZER: Sakınma, kaçınma, korunma, çekinme.
    HAZF: Aradan çıkarma, kaldırma, giderme, silme, gizli tutma.
    HÂZIRA: 1. Şehirli. 2. Bir yere yerleşmiş. 3. Medeni.
    HÂZIRÛN: 1. Meydanda, gözönünde olanlar. 2. Hazır olanlar.
    HAZÎNE: Hazine, devlet malının saklandığı yer.
    HEBA: 1. Toz, zerre. 2. Boş, nafile.
    HEBÂEN MENSÛRA: Boşuna harcanarak.
    HEDEF: Maksat, amaç.
    HEDER OLAN: Boşa giden.
    HEDER: Boşa gitme, yok yere giden şey.
    HEDİY: Beytullah için getirilen kurbanlar.
    HEDY: Harem-i şerife götürülen kurban.
    HELÂK: 1. Mahvolma, ölme. 2. Harcanma. 3. Çok yorulma.
    HEMŞİRE: Kız kardeş.
    HENDESE: Geometri.
    HERC Ü MERC: Alt üst, karmakarışık, allak bullak.
    HERDEM: Her Zaman, daima.
    HEREM: 1. İhtiyarlama, kocama. 2. Mısır ehramlarından biri.
    HETK-İ HÜRMET: Saygının ortadan kalkması. Şer’an haram olanın bozulması.
    HEVÂ: 1. Heves, istek, arzu, sevgi, hoşlanma. 2. Nefsanî zevklere uyma.
    HEVÂ-İ NESÎM: Latif hava. Mâne-vî gıda.
    HEVAMM: 1. Böcekler, haşereler. 2. Yılan, pire, akrep gizli zararlı hayvanlar.
    HEVÂPEREST: Meşru olmayan lezzet ve heves peşinde olan.
    HEVDEC: Kadınların binmesi için deve üzerine yapılan küçük mahfel.
    HEY’ET: 1. Şekil, suret. 2. Görünüş. 3. Durum.
    HEY’ET-İ İCTİMAİYYE: Toplantı heyeti, sosyal durum.
    HEZL: 1. Eğlence, alay, şaka. 2. Latife. 3. Mizah.
    HIDK: Öç almak için kin besleme.
    HIFZ: Saklama, koruma, ezberleme.
    HIFZISSIHHA: Sağlığı koruma.
    HIKD: Kin tutma, öç almak için fırsat bekleme.
    HINZIR: 1. Domuz 2. Pis ve katı yürekli kimse.
    HIRMAN: Mahrumluk, ümitsizlik.
    HIRZ: 1. Sığınak. 2. Nazar boncuğu, nazar duası. 3. Tılsım.
    HISÂL: Huylar, mizaçlar, karekterler.
    HIŞM: Kızgınlık, öfke, gazap.
    HITBE: 1. Okunmuş. 2. Söz kesilmiş, nişanlı kız veya kadın.
    HIYAR: 1. Bir işi yapıp yapmamakta serbestlik, İslâm hukukunda alış-veriş hususunda muhayyerlik. 2. Hayırlılar, iyiler.
    HİBE: Bağışlama bağış.
    HİCAB: 1. Utanma, sıkılma. 2. Perde, hail, engel.
    HİCRÂN: 1. Ayrılık. 2. Unutulmaz acı keder.
    HİCRET: 1. Memleketten memlekete göç. 2. Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicreti, Miladın 622. senesi.
    HİCRET-İ SENİYYE-HİCRET-İ NEBEVİYYE: Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye göçü.
    HİCV: Birini şiirle yermek, gülünç hale koymak, alay etmek.
    HİCVİYYE: Hicv sözü veya yazısı, taşlama.
    HİDAYET: Hak yola, doğru yola erme.
    HİDAYET-İ İLÂHİYYE: İlâhî hidayet, Allah‘ın doğru yola erdirmesi.
    HİKMET: 1. Hakimlik, bilgelik. 2. Sebep. 3. Felsefe.
    HİKMET-İ İLÂHİYYE: Allah‘ın hikmeti, yalnız O’nun bileceği iş.
    HİKMET-İ TEŞRİ: Kanun yapma hikmeti. Allah‘ın emir ve yasaklarında gözetilen Rabbanî incelikler.
    HİLAF: 1. Karşı, zıt. 2. Yalan.
    HİLÂFET: 1. Birinin yerini tutma. 2. Peygamberin vekilliği, halifelik.
    HİLÂFETEN: 1. Birinin yerine geçerek. 2. Halife olarak.
    HİLAF-I EDEB: Terbiye ve ahlâka aykırı.
    HİLÂL: Yeni ay.
    HİL’AT: Elbise, kaftan.
    HİL’AT-İ RİSALET: Peygamberlik elbisesi.
    HİLF: Yardımlaşma, ittifak, sözleşme.
    HİLKAT: 1. Yaratılış. 2. Tabiat.
    HİLKAT-İ ÂDEM: İlk insanın yaratılışı.
    HİLKAT-İ ARZ: Dünyanın yaratılışı.
    HİLL: 1. Hilal. 2. Hac Zamanında ihrama girilen yerin dışında kalan saha, haremin dışı.
    HİLM Ü HAYÂ: Yumuşaklık ve utanma duygusu.
    HİLM: Yumuşaklık, insanın tabiatında olan yumuşaklık duygusu.
    HÎN: An, Zaman, vakit, sıra.
    HİRFET: Sanat, meslek.
    HİSAB: Hesap, saymak, aritmatik.
    HİSAL-HISAL: Huylar, tabiatlar.
    HİSAR: 1. Kuşatma, etrafını alma. 2. Etrafı istihkamlı kale, bent.
    HİSS: Duyma kuvveti, duygu.
    HİSSE: Pay, nasip.
    HİSSEDÂR: Pay, hisse sahibi.
    HİSS-İ KABLELVUKU: Önsezi.
    HİSSÎ: His ile, duygu ile ilgili, duygusal.
    HİSSİYYAT: Duygular, sezişler.
    HİTAB: Bir veya daha fazla kimselere söz söyleme, nutuk.
    HİTAB-I ÂM: Umuma hitap, bir topluluğa söyleme.
    HİTAB-I EZELÎ: Başlangıçsız, çok eski söz.
    HİTÂM: 1. Son, nihayet. 2. Bitme, tükenme.
    HİTÂN: 1. Sünnet, sünnet etme. 2. Duvarlar, engeller.
    HİZB-HİZİB: 1. Kısım, bölük. 2. Taraftar. 3. Kur’ân cüzünün dörtte biri.
    HOD BE HOD: Kendi kendine, kendi başına.
    HOD: 1. Kendi. 2. Baş zırhı.
    HODGÂM: Bencil, egoist, kendini beğenmiş.
    HUB: Güzel, hoş, iyi.
    HUBB: Sevgi, muhabbet.
    HUBB-İ DÜNYA: Dünya sevgisi.
    HUBS: 1. Pislik. 2. Kötülük.
    HUCCÂC: Hacılar.
    HUCCET-HÜCCET: 1. Vesika, delil, senet. 2. Tanınmış bilginlere verilen ünvan.
    HUD’A: Aldatma, oyun hile.
    HUDÂ: Allah, yaratıcı.
    HUDDAM: Hizmetçiler.
    HUDUD: Sınırlar, hudutlar.
    HUDÛS: Sonradan olma.
    HUFFAZ: Ezberleyiciler, Kur’ân’ı ezbere bilenler.
    HUKUK: 1. Haklar. 2. Hakikatler. 3. Kanunların verdiği hak.
    HULASA: Bir şeyin, bir sözün özü, özeti.
    HULÂSA-İ KELÂM: Sözün özeti.
    HULD AZABI: Ahiratteki ebedî azab.
    HULD: 1. Sonu olmayan. 2. Ebedî devamlı.
    HULF: Verdiği sözü tutmama, yemininde durmama.
    HULK: Huy, tabiat.
    HULKUM: Boğaz, gırtlak, ağızdan mideye giden yol.
    HULÛD: Ölmezlik, süreklilik, devamlılık.YEVM-İ HULÛD: Kıyamet günü.
    HULÛM: 1. Rüyalar, hülyalar. 2. Düş azması.
    HULÛS: Halislik, saflık, gönül temizliği.
    HULÛS-İ NİYET: Halis, samimi niyet.
    HUMS: Beşte bir.
    HÛN: 1. Kan, dem. 2. Öldürme, öc.
    HUNEFA’: “Hanif”in çoğulu. Allah‘ın birliğine inananlar, Hz. İbrahim dininden olanlar.
    HURAFAT: Aslı, esası olmayan sözler ve rivayetler, hurafeler.
    HURAFE: Uydurma hikâye ve rivayet.
    HURDE: Değersiz şey, kırıntı.
    HUREMAT - HURMÂT - HURUMAT: Haram olan şeyler, dince yasak olan şeyler.
    HURÎ: 1. Cennet kızı. 2. Sevgili.
    HURÛC: Çıkma, çıkış, dışarı çıkma.YEVM-İ HURÛC: Kıyamet günü.
    HURÛF: Harfler.
    HURÛF-İ HECA: Alfabe harfleri.
    HURUF-İ MUKATTAA: Bazı surelerin başında bulunan ve ayrı ayrı okunan harfler.
    HURUM: Haramlar, dince yasak ,olanlar.
    HUSUS: İş, şekil, yol, konu.
    HUŞÛ: 1. Gönül alçaklığı, tevazu. 2. Korku ile sevgi arası durum, saygı.
    HUTAME: Cehennemin adlarından biri, Cehennemin beşinci tabakası.
    HUTUT: 1. Çizgiler. 2. Yazılar. 3. Yollar.
    HUZUR: 1. Hazır bulunma. 2. Rahat.
    HÜCCET: 1. Vesika, delil. 2. Seçkin âlimlere verilen ünvan.
    HÜCCETÜ’L-İSLÂM: İmam Gazali’nin lakabı.
    HÜCEYRE: 1. Küçük delik, oyuk. 2. Odacık, hücrecik.
    HÜCRE: 1. Odacık, göz. 2. Dokuların, organların en küçük parçası, hücre.
    HÜDA: 1. Doğru yol gösterme. 2. Hidayet etme. 3. Kur’ân-ı Kerim’in adlarından biri.
    HÜKEMA: Hakîmler, bilginler, filozoflar.
    HÜKM-HÜKÜM: Yargı, emir, komuta.
    HÜNSA: 1. Kendisinde hem erkeklik hem dişilik alâmeti bulunan kimse. 2. Aynı çiçekte erkeklik ve dişiliğin bulunması.
    HÜRRE: Cariye veya esir olmayan kadın.
    HÜSN Ü KUBUH: Güzellik ve çirkinlik.
    HÜSN: Güzel, iyi, güzellik, iyilik.
    HÜSNA: En güzel.
    HÜSN-İ AKİBET: Netice güzelliği.
    HÜSN-İ DİLÂRÂ: Gönül alıcı güzellik.
    HÜSRAN: 1. Zarar, ziyan. 2. Beklenilenin elde edilememesinden duyulan acı, mahrumiyet acısı.
    HÜVE: 1. O. 2. Allah.
    HÜVE’L-BÂKÎ: Bâkî kalan Allah‘tır.
    HÜZN-HÜZÜN: Gam, keder, sıkıntı.

      Forum Saati Paz Ara. 17 2017, 14:35