ALEVİ CANLAR FORUMU

ALEVİ CANLAR FORUMU-TASAVVUF ARAŞTIRMA ,PAYLAŞIM

Ekim 2017

PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
      1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031     

Takvim Takvim


    Alevilik-Bektaşi Sözlüğü > M-N

    Paylaş
    avatar
    alevi-veysel
    çalışkan üyeler

    Mesaj Sayısı : 998
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Alevilik-Bektaşi Sözlüğü > M-N

    Mesaj tarafından alevi-veysel Bir Çarş. Haz. 03 2009, 21:04


    NÂÇÂR: Çaresiz, elinden iş gelmeyen, mecbur kalmış olan.
    NÂDİM: Nedamet etmiş, pişman olmuş.
    NÂDİR: Ender bulunur.
    NAFAKA: Yiyecek parası, geçim için gerekli olan şey.
    NÂFİ: 1. Faydalı, şifalı. 2. Esma-ı hüsnadan bir ad.
    NÂFİLE: Yapılması farz ve vacip olmayan ibadetler.
    NÂİB: Birinin yerine geçen, vekil.
    NAKÎB: 1. Vekil, bir kavim veya kabilenin başkanı veya vekili. 2. Halkın hayırlısı. 3. Müfettiş.
    NAKL: 1. Bir yerden bir yere götürme. Taşıma. 2. Ev ya da yer değiştirme. Taşınma. 3. Duyduğu bir şeyi başkasına anlatmak, rivayet etmek. 4. Bir dilden başka dile çevirmek.
    NAKLÎ: 1. Nakle dayanan, kitap ve sünnete dayalı olan. 2. Taşıma ile ilgili.
    NAKZ: Bozmak, çözmek, kırmak, bir sözleşmeyi yok saymak.
    NÂMAHREM: Aralarında dinen evlenmeye engel bulunmayan erkek ve kadınlar.



    NÂMÎ: “Nümüvv”den: Yerden biten, yetişen, büyüyen artan.
    NÂR: 1. Ateş. 2. Cehennem. 3. Yakıcı şey.
    NASB: Dikme, bir rütbe alma, bir memurluğa atama. Bazı Arapça kelimelerin sonunun üstünlü olma durumu.
    NASÎB: Pay, hisse, kısmet.
    NÂSİH: Battal eden, hükümsüz bırakan. Daha önceki hükmü kaldıran.
    NASS: 1. Açıklık, açık hüküm. 2. Kur’ân-ı Kerim’de veya hadiste bir iş hakkında olan açık söz, âyet.
    NASS-I KUR’ÂN: Kur’ân-ı Kerim’in açık ve kesin hükmü.
    NÂTIK: Konuşan, söz eden, söyleyen, beyan eden. bildiren.
    NAZARİYE: Yalnız görüş ve düşünce halinde olup uygulanmamış bilgi.
    NÂZİL: 1. Yukarıdan aşağıya inen. 2. Bir yere konan, konaklayan.
    NAZM: Kur’ân-ı Kerim’in yazısı. Manzume, ölçü ve kâfiyeli yazı.
    NAZM-I CELİL: Kur’ân-ı Kerim.
    NAZM-I KUR’ÂN: Kur’ân-ı Kerim’in tertibi.
    NAZM-I MECÎD: 1. Kur’ân-ı Kerim’in âyetleri. 2. Kur’ân-ı Kerim’in tertibi, düzeni.
    NEBÎ: Peygamber, kendisinden önce gelmiş olan resulün şeriatı üzerine amel eden Peygamber.
    NECÂSET: Dinen pis sayılan maddî pislik.
    NECÂT: Kurtulma, kurtuluş.
    NECM: Yıldız, ahter, kevkeb, ülker yıldızı.
    NECS: Pis, murdar olan, şer’an pis olup gözle görülen şey.
    NEDVE: Konuşma, bir iş hakkında konuşma, istişare.
    NEFÎ: Giderici, yok eden, olumsuz yapan.
    NEFÎR: Topluluk, cemaat, savaş için seferber olan topluluk.
    NEFÎR-İ ÂMM: Cemaatı toplama, halkı askere sürme.
    NEFİS: 1. Pek beğenilen, pek güzel, pek iyi. 2. Can, kişi, kendi, öz varlık. 3. Bir şeyin zatı olan kendisi.
    NEFRET: 1. Ürküp kaçma. 2. İğrenç bulup tiksinme.
    NEFS: 1. Üfürmek, üflemek. 2. Can, kişi, kendi, özvarlık. 3. Bir şeyin zatı olan kendisi.
    NEFSANİYET: 1. Kendini çok beğenmişlik. 2. Gizli düşmanlık, garez, kin.
    NEFSÜ’L-EMR: İşin temeli, esası.
    NEKRE: Belirsiz olan, harfi tarifsiz kelime.
    NEMÎME: Söz götürme, taşıma, kişi aleyhindeki sözleri ona eriştirme, koğuculuk etme.
    NEMMÂM: İfsad için söz taşıyıcılık, dedikoduculuk ve koğuculuk eden.
    NEMRUD: Zalim ve gaddar olarak tanınmış ve Allah‘a karşı isyan etmiş, büyüklük taslamış bir kral. Hz. İbrahim Zamanında yaşamıştır.
    NESEB: Sülâle, hısımlık, karabet, soy, baba soyu, atalar zinciri.
    NESH: 1. Şer’î bir hükmü yine şer’î bir emirle kaldırma. 2. Bir şeyin aynını kopya etmek, aynını çoğaltmak.
    NESİ’: Tehir etmek, ertelemek, geciktirmek.
    NESİKE: Kurban.
    NESÎM: Hoş esen yel.
    NESİR: 1. Saçma, serpme. 2. Vezinsiz, ölçüsüz söz.
    NEŞ’ET: 1. Hâsıl olma, vücuda gelme, yetişme. 2. İleri gelme, sebep olma.
    NEŞ’ET-İ SÂNİYYE: İkinci defa vücuda gelme.
    NEŞ’ET-İ UHRÂ: Mahşerde yeniden dirilme.
    NEŞ’ET-İ ULÂ: İlk defa vücuda gelme.
    NEŞRİYAT: Yayım.
    NEŞV Ü NEMÂ: Yetişip, büyüme, gelişme.
    NEŞVE: 1. Sevinç. 2. Büyümek ve yetişmek. 3. Mest ve sarhoş olmak.
    NEVÂ: 1. Ses, sadâ, makam, âhenk. 2. Refah. 3. Levazım, kuvvet, zenginlik. 4. Nasip. 5. Türk musikisinde eski makamlardan biri.
    NEV’-İ BEŞER: İnsan türü, cinsî.
    NEZÂHET: 1. Ahlâk temizliği, temizlik. 2. İncelik, rikkat.
    NEZD: 1. Yan. 2. Göre, fikrince.
    NEZD-İ HAK: Allah yanında.
    NİDÂ: 1. Çağırma, seslenme, ses verme. 2. Ünlem.
    NİKAB: 1. Peçe, yüz örtüsü. 2. Perde, örtü.
    NİKMET: Şiddetli ceza, hoşlanmayan muamelelerle olan mücazat.
    NİSÂ: Kadınlar.
    NİSYÂN: Unutma, unutuş.
    NİYAZ: 1. Yalvarma, yakarma, dua. 2. Rağbet ve istek. 3. Hacet, ihtiyaç, gereksinme.
    NİZA: Çekişme, kavga, anlaşmazlık.
    NUKÛD: Paralar, nakidler.
    NUTFE: Bel suyu, meni, insan ve hayvan tohumu.
    NUTUK: 1. Nutk. 2. Söz. 3. Söyleyiş, söyleme yetkisi.
    NÜBÜVVET: Peygamberlik.
    NÜKTE: 1. Dolayısıyla anlaşılan ince mânâ, bir söz ve ibareden anlaşılan şey. 2. İyi düşünülmüş, ince anlamlı zarif söz.
    NÜMÂYİŞ: 1. Gösteriş, görünüş, miting. 2. Yalandan gösteriş, göz boyama.
    NÜMUNE: Örnek.
    NÜMUNE-İ İMTİSAL: Uyulacak örnek. Örnek alınacak model.
    NÜŞÛZ: Kadının kocasına kafa tutup isyan edici bir durum almasıdır. Güya kendisini yüksek sayıp itaatını kaldırmış olur.
    NÜZUL: 1. Aşağı inme. 2. Konaklama. Kur’ân sûrelerinin inişi, vahyin gelişi.

      Forum Saati Perş. Ekim 19 2017, 04:25