ALEVİ CANLAR FORUMU

ALEVİ CANLAR FORUMU-TASAVVUF ARAŞTIRMA ,PAYLAŞIM

Nisan 2018

PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
      1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30      

Takvim Takvim


    Millî Edebiyatta Öykü

    Paylaş
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Millî Edebiyatta Öykü

    Mesaj tarafından Admin Bir Perş. Nis. 16 2009, 21:09

    Millî Edebiyatta Öykü

    Halide Edip Adıvar, Millî Edebiyat döneminin ilk öykü yazarlarındandır. Roman-
    larından önce yazmaya başladığıöykülerinde dil, Servet-i Fünun'un dil ve anlatımı-
    na uygundur. Daha sonraki öykülerinde daha yalın, konuşma diline uyan bir dil
    kullanmıştır. Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de kadın kahramanlar öne
    çıkmıştır. Yazar öykülerini Harap Mabetler ve Dağa Çıkan Kurt adlı iki kitapta topla-
    mıştır.
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun ilk öykü kitabı Bir Serencam'dır. 1913'te basılan
    kitaptaki öykülerde Servet-i Fünun'un anlayışına uygun bir dil ve anlatım görülür.
    Ancak yazar, sonraki baskıda öykülerin dilini yalınlaştırmıştır. Yakup Kadri, bu ki-
    tabındaki öykülerinde o dönemin gelenek ve göreneklerinden büyük zarar gören
    mutsuz insanları anlatmıştır. Kitaba adını veren Bir Serencam öyküsünde tutsaklık
    konusunu ele almıştır. Yakup Kadri'nin öteki öykü kitapları Rahmet ve Millî Savaş
    Hikayeleri'dir.
    Önceki ünitede, Millî edebiyatın 1911'de çıkmaya başlayan Genç Kalemler dergisi-
    ne ve bu dergide başlatılan Yeni Lisan hareketine dayandığını; derginin başında da
    Ali Canip'le birlikte Ömer Seyfettin'in bulunduğunu görmüştük. Ömer Seyfettin
    (1884-1920) bu hareketle dilin yalınlaşmasında önemli bir dönemi başlatmakla kal-
    mamış; bu dili edebiyatta kullanarak başarılı örnekler de vermiştir.
    Batılıanlamda öykü edebiyatımıza Tanzimat döneminde girmişolsa da dil ve konu
    bakımından aksaklıklar vardı. Öykünün diliyle, konusuyla bize ait olması ancak
    Millî Edebiyatta, daha çok da Ömer Seyfettin'in çabalarıyla gerçekleşti.
    Çağdaşanlamdaki Türk öykücülüğünün ilk önemli kişiliği olan Ömer Seyfettin,
    aynı zamanda öykü yazarlığını kendine ilk meslek edinen yazardır.
    Türk edebiyatında öykü, ancak Ömer Seyfettin'den sonra yazarlar arasında başlı
    başına bir tür olarak ilgi görmüştür. Dolayısıyla Türk öykücülüğünün gelişmesinde
    Ömer Seyfettin'in büyük bir etkisi olmuştur.
    Yazarın ilk öyküsü 1908'de Tenkid adlı dergide yayımladığı At'tır. Bu öyküdeki
    yalın Türkçeyi sonraki eserlerinin tümünde bilinçle ve başarıyla kullandığıgörülür.
    Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşında aldığımız yenilgilerin acısını du-
    yan Ö. Seyfettin gerçek bir milliyetçidir. Bu yenilgileri, devletin gerilemesini ulusal
    bilinçten yoksun oluşumuza bağlar. Kurtuluşu Türklük bilincinin uyanmasında gö-
    rür. Onun için de öyküleriyle ulusal bilinci uyandırmak için büyük çaba gösterir.
    En çok işlediği konular, tarihten aldığıkahramanlık olaylarıdır. BaşınıVermeyen Şe-
    hit, Pembe İncili Kaftan, Forsa, Topuz bu konuyu işlediği en güzel öyküleridir. Top-
    lumdaki aksaklıkları da mizahi bir bakış açısıyla eleştirir. Batıl inançları, kadın-er-
    kek, çocuk-çevre ilişkilerini, anlamsız korkularıişler. Doğuyu görmek istedikleri gi-
    bi algılayan Batılılarıda Gizli Mabet türü öykülerinde alaycıbir anlatımla eleştirir.
    Çok genç yaşta ölen yazarın kimi kitapları ölümünden sonra yayımlanmıştır. Öy-
    küleri şu kitaplarda toplanmıştır: Eshab-ı Kehfimiz, Harem, Efruz Bey, Yalnız Efe, Yük-
    sek Ökçeler, Gizli Mabet, Bahar ve Kelebekler, Beyaz Lâle, Asilzadeler, Bomba, Mahçupluk
    İmtihanı, Dalga, İlk Düşen Ak, Nokta, Tarih Ezelî Bir Tekerrürdür.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: Millî Edebiyatta Öykü

    Mesaj tarafından Admin Bir Perş. Nis. 16 2009, 21:10

    KERAMET
    Yangın yarım saatten beri devam ediyordu. Fakat mahallenin ahalisi iki ev sonra söneceğine
    kaildiler. Çünkü bir zatışerifin türbesi vardı. Mümkün değil, o, tutuşmazdı! Şiddetli bir kıb-
    le esiyor, alevler, kıvılcımlar saçan tahta parçlarını, türbenin üzerine, türbenin altından ev-
    lerin çatılarına fırlatıyordu. İtfaiye bölüğü, tulumbalar son gayretlerini sarfediyorlardı. Po-
    lisler etrafı ablukaya almışlar, kaçırılan eşyanın yağmasına meydan vermiyorlardı. Çiroz
    Ahmet etrafına bir göz gezdirdi. Bu, kaşarlanmış bir külhanbeyiydi. Onca yangın demek,
    vurgun demekti. Ama mahalle çok fakirdi. Biliyordu ki, şu yanan zavallıkulübeciklerin için-
    de yatak, yorgandan başka bir şey yoktu. Halbuki, vurgunda âdet "yükte hafif, pahada ağır
    şeyler'i bulmaktı.
    — Allah belâsını versin! Faydasız yangın!
    Diye başını salladı. Ahali türbenin etrafına toplanmıştı.
    — Buraya gelince, söner!
    Diyorlardı. Çiroz Ahmet yeşil boyalı türbenin penceresine sokuldu. Kör bir kandilin hafifçe
    aydınlattığı sandukanın iki tarafına iki seccade yayılıydı. Açık rahlelerde büyük Kur'an'ı
    Kerim'ler yan gelmiş yatıyorlardı. Çiroz Ahmet, kelepir karşısında parlayan bir Yahudi gö-
    züyle bunlara baktı. Asgarî bir hesap yaptı. İçinden:
    — Şamdanlar onar liradan yirmi... Seccadeler beşerden on... Kitaplar mutlaka yazma-
    dır. Yirmi de onlar, etti elli... dedi.
    Yeşil boyalıkapıya gitti. Çiroz, kemikli omuzlariyle bu kapının kuvvetini yokladı. Sonra kili-
    dine baktı. Yavaşyavaşdayanmağa başladı. Halk yangınla meşguldü. Çiroz Ahmet son dere-
    ce kuvvetliydi; hani o, yalnız külhanbeylerine mahsus, bazusuz, idmansız, sporsuz, gizli,
    harikulâde kuvvet... Dayandıkça kapıçatırdamağa başladı. Nihayet küt etti, açıldı. Çiroz'un
    içeri girince ilk işi, kör kandili üflemek oldu. Fakat alacağı şeyler ne kadar pahada ağır ise de,
    yükte öyle pek hafif değildi. Zihni hemen bir vurgun plânıtertibine başladı. Plân zihninde te-
    şekkül ettikçe Çiroz "netice"yi beklemiyor, teferruatınıtatbik ediyordu. Şamdanların mum-
    larınıçıkarıp yere attı. Rahlelerdeki kitaplarıalıp hepsini belinden çıkardığıTrablus kuşağı-
    na sardı. Sonra biraz durdu, burnunu kaşıdı. Yavaşçacık seccadeleri topladı; bunları beygi-
    rin üzerine çul vurur gibi sandukanın sırtına örttü. Şimdi kapıdan çıkmak lâzım geliyordu.
    Ama dışarısıdoluydu. Kavuk da bırakılacak bir şey değildi. Üzerinde sırmalıbir çevre vardı.
    Sanduka birdenbire kaydı. Çiroz Ahmet birdenbire dolandı. Acaba evliya diriliyor muydu?
    Durdu, baktı, gülümsedi.
    — Vay canına, yere mıhlı değilmiş be, dedi. Eğildi, altına bakmak için sandukayı kal-
    dırdı. Bu, gayet hafifti. İnce tahtadan yapılmış, üstüne yeşil çuha kaplanmıştı. Zihnindeki
    "çıkışplânı" tamamlandı. Kitaplarla şamdanlarıkucakladı. Kendisi sandtukanın altına gir-
    di. Yavaşyavaşyürüdü. Durdu. Sandukanın altından elini çıkarıp kapıyıaçtı. Sol taraf cad-
    deye çıkıyordu. Yakalanmak ihtimali vardı. Sağtaraftaki sokak tenhaydı. Viranelikler çoktu.
    Ama yangın o tarftaydı. Herkes o tarafta birikmişti. Çiroz Ahmet sandukanın altında uzun
    müddet düşünmedi. Paldır küldür kapıdan çıktı. Gürültüye başını çeviren halk, şaşırdı.
    Herkes olduğu yerde kaldı. İşte evliya kalkmış, yürüyordu. Tulumbalar durdu. Şiddetle esen
    rüzgâr birdenbire durdu. İtfaiye askerleri korkularından ellerindeki baltaları, kancaları, hor-
    tumlarıdüşürdüler. Sanduka yangına doğru yürüdü. İki tarafa açılıp yol veren ahali, korku-
    dan titriyordu. Sanduka, konkunç, manevi bir heybetle sallana sallana aralarından geçti, ka-
    ranlıklarda kayboldu.
    Türbeden evvelki iki ev de ateşten kurtulmuştu. Yanmayıp evliyasız kalan türbe yine mahal-
    ledeki kudsiyetini muhafaza etti. Yalnız, okuyanlar yüzlerini eskisi gibi artık boş binaya çe-
    virmiyorlar, kıbleye bakıyorlar: "İki gözüm, yangın gecesi bu tarafa gitti!" diyorlardı.
    Ömer Seyfettin


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: Millî Edebiyatta Öykü

    Mesaj tarafından Admin Bir Perş. Nis. 16 2009, 21:10

    Romanlarıyla ünlenen Reşat Nuri Güntekin, yazarlık yaşamına gazete ve dergiler-
    de tiyatro ile ilgili eleştiriler yazmakla başlamıştır. İlk edebî eseri ise 1917'de bir der-
    gide yayınladığıEski Ahbap adlıöyküsüdür. Yazar, romanlarında olduğu gibi öykü-
    lerinde de yalın bir dil kullanmıştır. Öykülerin çoğunda karşılıklı konuşmalardan
    oluşmuş bir düzenlemenin ağır bastığı görülür.
    Reşat Nuri'nin öykülerinin dikkat çekici bir özelliği de ölçülü bir gülmece ögesi-
    nin bulunmasıdır.
    Reşat Nuri'nin öykülerinde olaylar genellikle İstanbul'da geçer. Konular da ağırlıklı
    olarak evlilik, aile, çocukların eğitimi üzerinedir. Yazarın Cumhuriyet dönemine
    dek basılan öykü kitaplarışunlardır: Recm-Gençlik ve Güzellik, Roçild Bey, Eski Ahbap.
    Daha çok fıkra ve romanlarıyla tanınan, gazetecilik yapmış olan Refik Halit Karay
    (1888-1965) da yazarlık yaşamına mizah yazılarıve öyküyle başlamıştır. Öykülerin-
    de yalın bir dil kullanan yazar, anlatımda mizah ögesine sık sık başvurmuştur. Ko-
    nuşmaya da çok yer vermesi sayesinde doğal, akıcı, canlı bir biçime ulaşmıştır.
    Ünlü öykü kitabı Memleket Hikâyeleri'nde Anadolu'da geçen olaylar ve Anadolu in-
    sanlarını anlatır. Bu öyküler belli sürelerle bulunduğu kimi Anadolu kentlerindeki
    gözlemlerine dayanır. Olayları ve kişileri aktarır. Ancak aynı başarıyı bu olayların
    nedenlerini, kişilerin iç dünyalarını çözümlemede gösteremez. Refik Halit öyküle-
    rini Memleket Hikâyeleri, Gurbat Hikâyeleri, Ay Peşinde adlı kitaplarda toplamıştır.
    Millî Edebiyat döneminin öteki öykü yazarları Aka Gündüz (Türkün Kitabı, Türk
    Kalbi) Ebubekir Hazım Tepeyran (Eski Şeyler), Raif Necdet Kastelli (Ziya ve Sevda),
    Ercüment Ekrem Talu (Teravihten Sahura) dur.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH
    avatar
    Admin

    Mesaj Sayısı : 4744
    Kayıt tarihi : 23/02/09
    Yaş : 58
    Nerden : istanbul

    Alevi-Veysel Forumundaki Üyelerin Karekterleri
    üye karekteri: 1 kıdemli

    Geri: Millî Edebiyatta Öykü

    Mesaj tarafından Admin Bir Perş. Nis. 16 2009, 21:11

    Özet
    Millî Edebiyat dönemi roman ve öykülerinde konuşma dili ve anlatımıkullanılmıştır. Halkı
    ilgilendiren konulara yönelen yazarlar, eserlerinde hem İstanbul'un, hem Anadolu halkının
    yaşamını, sorunlarını ele almışlardır.
    Dönemin önde gelen roman ve öykü yazarları Halide Edip, Yakup Kadri, Refik Halit, Aka
    Gündüz, Reşat Nuri ve Ebubekir Hazım'dır. E. Hazım dışındaki yazarların tümü Cumhuri-
    yet döneminde de yazarlık yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
    Milliyetçiliği, KurtuluşSavaşı'nıromanlarında ele alan H. Edip, romanlarındaki güçlü ka-
    dın tiplerle dikkati çeker. Millî Edebiyat hareketine sonradan katılan yazar Yakup Kadri ise
    romanlarında toplumun yaşadığı değişimleri eleştirel bir bakışla anlatmışlardır.
    Millî Edebiyat ve Cumhuriyet dönemlerinin en sevilen yazarlarından biri olan Reşat Nuri;
    Çalıkuşu romanıyla büyük ün kazanmıştır. Refik Halit Karay, bu dönemde yazdığı İs-
    tanbul'un İç Yüzüadlıromanında II. Meşrutiyet yönetimi ile I. Dünya Savaşısırasında or-
    taya çıkan savaş zenginlerini anlatır. Ömer Seyfettin ise çağdaş Türk öykücülüğünün ilk
    önemli kişiliği olarak dikkati çeken bir yazarımızdır.


    _________________
    ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH

      Forum Saati Paz Nis. 22 2018, 05:53